|
KARACAÖREN SÖZLÜĞÜ
Acer: Yeni
Hereni: Küçük kazan
sufa: kiler
aze: organ
alahçık: bağ evi
arıstak: tavan
ağnamak:küllükde eşeğin yuvarlanması
avulanmak: acılanmak, zehirlenmek
başangı: yaramaz
bocca: küçük testi
bıldır: geçen yıl
camadan: yelek
cıncık: züccaciye kırıkları
cücük: civciv
çerçi: köylerde hayvanlarla satiş yapan
çinik: bir tenekenin yarısı, 4 çinik bir kile
çerik: 6 çerik bir kile
urup: ölçü birimi... 1,250 gram olduğu sanılıyor.
çömçe: uzun saplı büyük takta kaşık
dene: tane
dulda: kuytu yer
dölek dur: düzgün dur, uslu dur
yanaradan git: böbrek ağrısından git
elekçi: çingene
dünyalık: sahur vakti
emmi: amca
fışkı:kuru hayvan fisliği
güdük: kısa
hatıl: hayvanların ahırda yem yediği yer
ıcıcık: azıcık
ıpılıyo: çok süratlı koşmak
ketme: bahar gelince ağıldan kazılan tezek
keşşik: sıra, nöbet
masimemek: önemsememek
nörüyon: ne yapıyorsun
okuntu: düğün nişan törenlerine çağrı
pece: pencere
peşğir: havlu
seme: aptal
seklem: tahıl dolu çuval
sızgıt: kuşbaşı şeklinde kavrulmuş et
sohu: bulgur dövelen ortası oyuk taş
sumsuk: yumruk
tezikmek: hedefsiz deli gibi koşmak
imbal: öküzlere dürtülen çivili sopa
ellaam: sanırım
haşeri, haşarı: geçimsiz, kavgacı
ayakyolu: tuvalet
cümeycesi: perşembe
kitli pazar: pazar
açık pazar: pazartesi
harman: Taneli sapın tarladan gelmiş hali
malama: taneli sapın düvenle dövülme boyutunun 1.hali
bilezik: sapın saman olma şeklinin son hali
tınaz: taneli samanın son hali
cec: tınazın savrularak buğdayın ayrılışı
kesmik: tınaz savrulduğunda saman ve
buğdaydan sonra kalan düğümlü saman
maçkalı:hastalıklı
guşane: tencere
karalleme: tahmini
şaplak: tokat
abooo: bir çeşit hayret ifadesi.
uşak: çocuk
çörten: çatı oluğu
kümbül: patates
zikke:hayvanların bağlandığı demir kazık
horanta: ev halkı, aile
hazlanmadım: hoşlanmadım, beğenmedim
marat: azarlama
ıskarpin: ayakkabı
hapesleyin: aniden, habersiz
cırnak: tırnakla çizmek, tırmalamak
dadanmak: alışmak
enemek: işaret vurmak, damgalamak
çerliyesice: midenin safra yapması, sindirim sisteminin
bozulması, dilin dişin kitlenmesi gibi. sanırım.
tembah: tembih
horata : şaka
goolaşmak : dedi kodu yapmak
şakalak : güzel, şimşir
talaz : etkli rüzgar
ganare : doyumsuz
ellaam : galiba, sanırım
yırık : yırtık
ığranıyor : 1. titremek 2.rahattan kilo almak
direniyo : inatlaşıyor
tuturuk : ateş yakmak için kullanılan kuru ot
firek : domates
ilahne : lahana
Aboo= şaşma, hayret
Firik= olmamış buğday
Baldırcan= patlıcan
Firek= domates
Cayırtı= kuru gürültü
Dandik= ters, aksi
Dirliksiz= geçimsiz
Essahtan= gerçekten
Gerneşmek=esnemek
Neyitmiş= ne yapmış
Soghranmak=mırıldanmak, söylenmek.
Ossun= olsun
Usulca=yavaşca
Vanılamak=acı içinde bağırmak.
Yanaz=inatçı
Yiini=hafif
Zıllımak=caymak
Zırlamak=ağlayarak gürültü yapmak.
Zırnık= hiç birşey
Nevri dönmek= sesemlemek
Zeralam= kötü iş yapan, yaramaz.
Örselemek= eziyet etmek
Şiraze= ayar
Kolaçan= gözetleme
Mezmele= yarım bırakılan iş.
HAZIRLAYAN : Habip ARIÖZ
KARACAÖREN SÖZLÜĞÜ
Gizir : Köy bekçisi
Cızılı : Bir çeşit aşık oyunu
Küllük : Gübre ve yakıt artıklarının döküldüğü yer
Kerme : Kasnakta biçimlendirilerek kurutulan hayvan
gübresinden yapılmış yakıt
Yapma : Duvara yapıştırılarak kurutulan hayvan
gübresinden yakacak
Tök, çik, opban, mirre : Koyun veya koç aşık kemiğinin
muhtelif yüzeyleri
Enek : Anamal, sermaye
Zırık : Erkek eşek
Güre : Aşırı cinsel arzulu, uyanmış
Büvelek : Bir çeşit büyükbaş hayvan haşaratı
Çirleme : Kayısı yağlaması
Ağdilmit : Bir çeşit üzüm
Garaandere : Beyaz üzüm
Dıranı : Uzun sert üzüm
Havt : Üzüm çiğnemeye ve şire çıkarmaya mahsus bir tür
havuz
Pınara : Baca
Çelan : Duvar üstlerine veya damların kenarlarına
konulan ottan siperlik
Ifırcık karanlık : Alacakaranlık
Marimse : Meğer
Badalak : Birinin başını seri şekilde tokatlamak
Küllemece : Kül atmak suretiyle şakalaşmak
Divlek : Küçük kavun
Körduman : Sis
Kümbül : Patates
Düve : Genç inek
hatıl : Hayvan yemliği
Başına çökmek : Tecavüz etmek
Kuluç kırmak : Sırt çiğnemek
Yel girmek : Kas spazmı geçirmek, kramp girmek
Canevi : Göğüs kafesi
Zevle : Öküzleri kağnıya koşmak için ağaçtan yapılmış
boyundurulk altı düzenek
Gelekli : Dağınık, gayrımuntazam saçlı,
Hortuklu : Devamlı sümüğü akan,
Devrambel : Ayçiçeği,
Duluk : Çenenin kulak önüne gelen kısmı,
Yüklü : Hamile,
Kürtün : Eşek sırtında teneke, kova v.b. eşyayı taşımak
için kullanılan ağaçtan yapılmış düzenek,
Yamçı : At sahiplerinin sırtlarına aldıkları keçeden
yapılmış uzun giyecek,
Hırızma : At ve eşeklerin burnuna takılan bir çeşit
koşum kancası,
Epelek : Kelebek,
Lik like kalkmak : Rahvan yürüyüşe geçmek,
Kekil : Saçın alın ve yanağa dökülen kısmı,
Dişindirik : Binek hayvanları gem teçhizatının diş
arasına gelecek şekilde takılan zincirli bölümü,
Süvarilik : Diz veya dirsek üstüne koyun veya kuzu
postundan yapılmış yama,
Külek : Sulanarak yumuşatılmış yufka ekmeğin katlanarak
günlük kullanım için muhafaza edildiği ağaçtan yapılmış
silindirik kap,
Navraksız : Çirkin, bozuk görünümlü,
Zeklenmek : Dalga geçmek,
Kunnamak : Doğurmak
Gürk olmak : Kuluçkaya yatmak
İlenmek : Beddua etmek
Karsamba : İşe yaramayan her türlü nesne
Gücük : Şubat
Kelengi : Yer sincabı
Çerçi : Eşek üstü satış yapan seyyar satıcı
Horlamak : Dışlamak, kabullenmemek
Habire : Durmadan
Gülük : Hindi
Köşker : Ayakkabı tamircisi
Pürçüklü : Havuç
Istar : Halı dokuma tezgahı
Gremse : Kolye olarak kullanılan bir çeşit takı altını
Safran : Kadın feslerine dizilen altın suyuna batırılmış
yuvarlak imitasyon metaller
Diğdirmek : Fışkırmak
Stil : Bakırdan yapılmış küçük ayran, süt veya yoğurt
koymaya mahsus kap
Garnaz : Başkasını çekemeyen, içinden pazarlıklı
Pala : Bir tür kilim benzeri yer örtüsü
Helke : Kulpu dövme demirden yapılmış bir çeşit bakır
kova
Dikolta : Bayanlara mahsus askılı bir tür iç çamaşırı
Sındı : Makas
Zırnık : Bahçe duvarlarından ve evlerdeki ilgili
bölümlerden atık su bırakılmasına mahsus tahliye deliği
Cağ : Abdest almak veya banyo yapmak iiçin ev içlerine
yapılmış tabanı beton bölme
Tezikmek : Ürkerek hedefsiz sağa sola koşuşmak
Tuluk : Peynir basmak veya yoğurt süzmek için kullanılan
koyun veya keçi derisinden yapılmış torba
Ağız : Koyun kuzuladğında, inek buzağıladığında önden
gelen besin degeri yüksek süt
Gığı : Küçükbaş hayvan pisliği
Kösengi : Tandır veya ocağa saman veya iri saçmak için
kullanılan sopa
Hayat : Avlu
Kesmik : Harmanda savrulan samanın irisi
İri : Ahır hayvanlarının yemeyerek bıraktığı
kalın saman
Seme : Aptal, geri zekalı
Dümüksüz : Gamsız, vurdumduymaz
İstanbuldan
Ahmet ARIÖZ, Habip ARIÖZ'ün sözlüğüne ekleme göndermiş.
Kendilerine teşekkür ediyoruz...
OKULA AĞIT
Kara tahtada silindi yazılar,
Perişan oldu talebe kuzular,
Gelin okulu kapatmayalım,
Habip Hoca'nın kemikleri sızılar.
Dertli dertli öter okulda kuşlar,
Yaprağını sarartmış bahçedeki ağaçlar,
Şen olun kuşlar ötmeyin dertli,
Belki okulumuz yeniden başlar..
GÖNDEREN : Cemile CAN (Cale Bacı)
AH HEMŞERİM
Ah hemşerim ah
Gözümde tütüyor köyüm,
Nereden başlasam bilmiyom
Daha köye girmeden
Bozuk yollarından
Yanmış tezek kokusu çavar burnuma,
Ne de güzel kokar,alır götürür beni
Taaa... çocukluk yıllarıma
Ah hemşerim ah
Kalbim yavru kuş misali palazlanır sevinçten
Köye girmeden bir heyecan sarar beni,
Tek bir cadde üstünde eski iki köy bakkalı
Ne de güzel kokar içi derinden mis gibi
kahve önünde dedem yaşlarında bir söğüt
Camiden çıkmışlar,yaşları ya atmışbeş ya yetmiş
Üç beş tane emmilerim laf atar ordan buradan
Ara sıra gençlere verirler derin derin öğüt
Ah hemşerim ah
Biçerler girmiş ekinlere
Her taraf sap saman talaz
Karınca misali çalışıyor reşber köylüm
Onlarca işin ardından tek başına gelir
Benim köylüm
Güneşten yanmış hepsinin eli,yüzü,
Çoluk, çocuk,yaşlısı
Avuçları çatlak,hepsi iş düşünür
Akşama gelecek sığır
Daha pişecek bulgur pilavı, tarana çorbası
Koşturur durur benim köylüm
Ah hemşerim ah
Çocukken üzerinde büyüdüğüm sokağım
Tanınmaz olmuş ottan,saptan,bakımsızlıktan
Az mı misket oynadım
Hele aşşık atıp da üterdim
Ne kadar da sevinirdim
Ne olmuşsun öyle
küsme bana,tutamadım bak göz yaşlarımı
geldim işte hadi sevinsene
cebimden çıkardım ip örmeli anahtarı
kapı da açılmaz kızar direnir bana
üzerine yazılmış kırmızı,mavi siyah
farklı farklı kapı numaraları
hepside zor okunuyo
bakımsızlıktan,tozdan,kirden
belli ki artık silinmiş hatıraları
anlatır bana bensiz sıcak yazları,kara geçen kışları
ah hemşerim ah
avludan geçtim girdim erkek odasına
tavanı saptan üzeri örtülü hasır
ölmüş örümcek,böcek, sinek
buz gibi suyunu içtiğim
desti hala duruyo yerinde
süpürge ile faraşım musandarada
dargın dargın bakar bana
ah hemşerim ah
her yer,her şey yaşlanmış
eski dadı duzu yok
her kes küs belli
duramam buralarda
nereye baksam bir anım
tutamadım kendimi ağladı gözyaşlarım
harmanyerlerinde öbek öbek buğdaylar serilmiş
mercimek,nohut,arpa da yanlarında
üzüm bağlarına alaca düşmüş bekler eylülü
hemen yanı mezarlık
eski topraklar yattığı yerde izler
biteni olanı
ebem,dedem,ismini çıkaramadığım onlarca mezar
ruhlarını okudum kulfü,elham
sorarlar bana ;
bayramlarda arife günü niye hiç uğramadın
cevap veremedim ,
ne deseler haklıdırlar
onlarca yıl uğramamışım
bu gün uğramışım neye yarar.
Nede çabuk akşam oluverdi
Daha yeni başladıydım köyümü dolaşmaya
Kurbalar ben yürüdükçe sağa sola zıplar,kaçar
Hava kararıyo artık danalar yollarda
Mö mö diye evlerinin yolunu arar
Kimi çok otlanmış belli
Yüz yıllık pınarın havutunda
Bağrını sular.
Ah hemşerim ah
Bende yanaştım o yaşlı pınara
Kana kana içtim suyundan
Sanki bir daha kavuşamayacakmış gibi sarıldım
Kırılmış,yazısı silinmiş
Mermerden Y.S.E.1959 yazılı
duvarına
ah hemşerim ah
iki gün kalacam köyümde
saniye saniye,dakika dakika
dolu dolu yaşamak istiyorum 48 saati
hiç uyumak istemiyor canım
akşam yemeğini dezemlerde yeyip
köy kahvesinde yüzbir oynuycam gençlerle
domino oynuycam beş altı dereceli
çerçevesi kırık,camı çatlak gözlüklü emmilerimle
ah hemşerim ah
saat olmuş gecenin ikisi
cır cır böcekleriyle kurbaların melodisi
nede hoş gelir kulağıma
sezen aksu,yıldız tilbe,Tarkan da kim ola
mis gibi kokar iğde dalları
açmış çiçeklerini,
bi de dikeni olmasa
ah hemşerim ah
köyümün tek caddesi
kiminin patlak yanmaz sokak lambası
ses çıkararak aydınlatır yolları
gençler laf atarak volta atmakta
kiminin elinde bira şişesi kağıda sarılı dolaşmakta
başımı şöyle bi derin nefes alıp kaldırdım havaya
gökte meğer neçok yıldız varmış
hiç görmediydim bu kadarını
ne ankarada ne de istanbulda
ah hemşerim ah
küsmedim neşedim,kahrettim sana
ne de güzeldir bozkırımın yanık türküleri,bozlakları
bi düğün olsada gençlerle bayrak kaldırsak ,
yeşilim yeşilim diye
köyü köçekle bi dolaşsak
abidin çalsa biz oynasak
gece gayın gitsek damada eziyet etsek
gelin ağlatan çalsa zurnacı bi dinlesek
konvoy olup dolaşsak köyü arabalarla
sür kızıldereye,ağcalıya,seyfeye,yayla bağa
yolları tozu dumana katsak.
GÖNDEREN: Cem GÜLER
(Ostuğun Kadir'in oğlu)
TURNAM
Kıskanıyorum turnaları
Takmış ardına yavrularını
Ard'arda; dizi dizi
Kimbilir görmeye gidiyorlardır,
Biricik sevgililerini
Kanadım kırık allı turnam
Gelemem ardınızdan
N'olur; al şu yüregimi de götür
At aşağı, geçerken bizim oralardan
ÇOK DEĞİL
Çok değil
Daha birkac yıl evvel
Çocukların attığı
Ve hatta
Attırmaya özendirdiğim
Kartopunu
Kumral Saçlarımdan
Aşağı iterdim.
Çok değil
Daha birkaç yıl evvel
Isırdığımda elmayı
Dişlerimde eritirdim.
Alıp ellerine dişlerini
Yıkayanlara gülerdim.
Çok değil
Daha birkaç yıl evvel
Yan yatırıp saçlarımı
Geçip karşılarına
Çaktırmadan caka satardım.
Yakalayıp bir kaçamak bakışlarını
Koyardım yüreğimin bir köşesine
Yürek dersen, yeterdi yüzlercesine
GÖNDEREN: Raşit DUMAN
FIKRALAR
1.Bizim Kari
Mahkeme´de hakim Temel´e sormus:
-Kiminle evlisin?
-Bizum kariylan
-Hakim sinirlenmis;
-E, herhalde. Sen hic erkekle evleneni duydun mu?
-Duydum tabi, nasil duymadum!
-Kim mis?
-Bizum kari...
2.Sempatik
Temel Cemal'e anlatıyormuş:
- Bi herif bana çok sempatiksiniz dedi.
- O ne demektir?
- Pek de pilmeyrum ama, her ihtimale karsi furdum
oni.
3.Uymasin
Cemal ile Temel askerde beraber nöbet tutarlarken,
komutanları bir bakmış
Cemalin elinde bir mektup, okuyor.
- N'apıyorsunuz, demiş.
Temel:
- Sevculumden mektup celdi. Okuma yazma pilmem,
Cemal okuyo pağa.
- Peki Cemal'in kulaklarındaki pamuk ne?
Temel:
- Mektubu tuymasin diye....
4.Bakis
Temel otobüse binmiş. Sormuşlar,
- Ne yaptın, pilet aldın mi?
- Piletci sankim pilet almamuşum gibi paga manali
manali paktu.
- Peki sen ne yaptın?
- Pen de sankim pilet almişum gibi ona manali manali
paktum.
GÖNDEREN : Muhammet KARTAL
(Sakine KAHRAMAN'ın kızı Ayten'in oğlu)
SOĞUK ESPRİLER
Elektrik sandalyesinde oturan idam mahkumu ne demis?
Cok korkuyorum elimi tutar misin ???
Arkadaslar telefonlar dinleniyormus...
Iyi iyi dinlensinler zaten çok yorulmuslardi...
Saatin çalisiyo mu?
Evet
Benimkine de is bulsana...
SOBADAKİ HİKMET
Fizikçi, matematikçi, kimyacı, jeolog ve
antropologdan oluşan bir heyet bir araştırma için
arazide bulunmaktadır. Birden yağmur bastırır. Hemen
yakındaki bir arazi evine sığınırlar. Ev sahibi
bunlara bir şeyler ikram etmek için biraz ayrılır.
Hepsinin dikkati soba üzerinde toplanır. Soba yerden
1 m. kadar yukarda, altındaki dizili taşların
üzerindedir. Sobanın niçin böyle kurulmuş
olabileceğine dair bir tartışma başlar. Kimyacı,
"adam sobayı yükselterek aktivasyon enerjisini
düşürmüş, böylece daha kolay yakmayı amaçlamış";
fizikçi, "adam sobayı yükselterek konveksiyon
yoluyla odanın daha kısa sürede ısınmasını sağlamak
istemiş"; jeolog, "burası tektonik hareketlilik
bölgesi olduğundan herhangi bir deprem anında
sobanin taşların üzerine yıkılmasını sağlayarak
yangin olasılığını azaltmayı amaçlamış";
matematikçi, "sobayı odanın geometrik merkezine
kurmuş, böylece de odanın düzgün bir şekilde
ısınmasını sağlamış"; antropolog, "adam ilkel
topluluklarda görülen ateşe tapmanın daha hafif
biçimi olan ateşe saygı nedeniyle sobayı yukarıya
kurmuş". Bu sırada ev sahibi içeri girer ve ona
sobanın yukarda olmasının nedenini sorarlar., Adam
cevap verir: - "Boru yetmedi."
GÖNDEREN : Cem DENİZ
BİR SEVDADIR
İsmini duysam duygularım alt üst olur.
İn’den Yayla’ya kadar.
Seni düşünür, seni konuşurum.
Ben sana sevdalı, sana asığım.
Kurumuş topraklara düsen su gibi.
Yeşile doymamış ormanlar.
Sözlerimin bütünleştiği duygulu sözlerle.
Ben sana sevdalı, sana asığım.
Gecenin seher vaktine dönüştüğü gibi.
Yağmurun ilk yağısı.
Sabahın temiz hali.
Ben sana sevdalı, sana asığım.
İnadına, inadına kahrolsun diyorum.
Gurbetin acı yüzü.
Doymadım, doyurmadılar.
Ben sana sevdalı, sana asığım.
Bu bir sevdadır dostlar.
Manyak ve delicesine.
Kınamayın çok görmeyin.
Seni seviyorum Ağandagından, Kızılağıla.
GÖNDEREN:
Ahmet Öztürk Almanya / Esslingen´den
BENİM ARZUM
Karacaören’den çıkalı 18 yıl oldu.
Anamın, civan delikanlı kardeşimin gözlerine
topraklar doldu.
Ne oldu?
Yeşil Karacaören sana ne oldu????
Güzel köyümüzün üstüne kara bulutlar kondu.
Bir gün bitecek. Her şey yeniden ayni güzellikleri
ile sürecek.
Bütün köylülerimiz köye dönecek.
Köyün yiğit deli kanlıları kahkaha ile köye dolacak.
Olur mu arkadaşlar olur mu???
Yoksa bunlar bende hep arzu ile kalır mı???
GÖNDEREN
Salih Akıncı´nın kızı
Güldane Öztürk /Almanya
Mutlu kalın
SAYAMADIM GİTTİ
Bu hasretliğin bağrımı ok gibi deldi.
Yüreğimde yangın var, gözlerim nemli.
Moral düzgün değil, sinir gerildi.
Kaç saat, kaç gün geçti, saymadım gitti...
Kara gurbet kanımı emdikçe emdi.
Gurbete savaştım, o beni yendi.
Nihayet esir etti gurbet, kendine beni.
Kaç hafta kaç ay geçti, saymadım gitti...
Çürüttün beni-ömrümü, yordun beni.
Sanki tanımaz oldum kendi kendimi.
Yokluk, yoksunluktur bunun nedeni.
Kaç yıl, kaç sene gecti, saymadım gitti...
Ağlayan su gözlerim artik güllerdi?
Ölmeyen su hasretlik artik bilmem biter mi?
Herkesin derdi var, kim dinler seni!
Kaç mevsim, kaç bayram gecti, saymadım gitti...
GÖNDEREN:
Almanya Esslingen´den
Ahmet ÖZTÜRK
17 YILLIK HASRETİME
Kardeşimin emanetisin sen bana yaralı ceylanım.
Küstün mü bana, beni dinlemeden - anlamadan?
Önyargılı suratını astın mı bana?
Ben hiç umudumu kesmedim, ürkek güvercinim.
Sana hiç bir zaman küsmedim, dağ çiçeğim.
Sen Bülentimin kuzusu, senden gecermiyim.
Hep hayalimdir, senin kokunu acaba bir gün
cekermiyim.
Biliyorum o gün gelecek, beni anlarsın.
Insaallah o gün umarım, geç kalmassin.
Senin geldiğin gün bayramım olur.
Bütün özlemim - hasretim, Narçiçeğim, son bulur
GÖNDEREN
Halan Güldane Öztürk
Almanyadan/Stuttgart
|
BİLEMEDİM KIYMETİNİ KARAC’ÖRENİM...
Belleyip
budadığım arkaç bağlarım
Oralarda geçti benim gençlik çağlarım
Şimdi viran oldu evim barkım, ona ağlarım
Bilemedim kıymetini, yanarım, yanarım
Babam yokluğa rağmen kimselere satmamış
Şükürler olsun, eserleri ölmemiş
Dört kardeşinden hiçbirisi kalmamış
Bilemedim kıymetini babam sağ iken
Karac’ören deyince içim yanıyor
Ağırdır hasreti, yaram durmaz kanıyor
Gözüm gönlüm gece-gündüz oraları geziyor
Bilemedim kıymetini köyümün
Köyden şehre başladı hücum
Yetmiş yılında benim de taşındı göçüm
Hasretiyle yanarım, göçmem benim suçum
Bilemedim kıymetini köyümün
Kaya bağlarında keklik ötmüyor
İmar etsem gayri gücüm yetmiyor
Her yer viran olmuş, derdi bitmiyor
Bilemedim kıymetini, onu özlerim
Kayanın Burnu’nda şahman buğdayı
Güneyin Burnu’nda uzun tarlayı
Gönül ister Uluyol’da, Tokdemir’de olmayı
Bilemedim kıymetini, ona yanarım
Kıymetli topraklar babamdan kalma
Kızılağıl – Şabanlı yolu unuttu sanma
Satmaya kalkıp da aman günahkar olma
Bilemedim kıymetini köyümün
Ateşim söndü, duman tütmüyor
Viran olmuş evim, bahçem bitmiyor
Çocuklarım tarlaları tek tek bilmiyor
Bilemedim, bildiremedim kıymetini köyümün
Harman zamanı harman dökemem
Harmanda yatıp arkadaşlarla sohbet edemem
Ölüm harici ben köyüme göçemem
Bilemedim kıymetini köyümün
Bağları bozulmuş, omcaları sökülmüş
Her yerini çakır dikeni bürümüş
“Baba asarıydı, bakalım” diyeni kalmamış
Bilemedim kıymetini bağlarım sizin
Tarlalara orak, tırpan, mimzer giremez
İmeceyle mercimek işlemek geri gelmez
O tatlı, perişan çiftçilik arasan da bulunmaz
Bilemedim kıymetini yokla geçen günlerimin
Tandırlar, havutlar yok olmuş, pekmez kaynamaz
Kazanlar, leğenler kalay tutmaz
Suyu buz tutan testiler boççalar yapılmaz
Bilemedim kıymetini yoğurtlu pekmezin
Ahırların doluydu içi inek, danayla
Süt satılmazdı eşe dosta parayla
Çölmekler dolardı inek, koyun yağıyla
Bilemedim kıymetini sağlıklı günlerin
Hasan der ki: En güzeli bizim köyümüz
Uzakta olsak da nüfusunda kaydımız
Kepire olacak son yolculuğumuz
Bilemedim kıymetini canım Karac’örenim
HASAN ÇALIŞKAN
AYRILIK
Ayrılık, aşılması güç bir uzaklık demektir.Onarılması
güç bir yaradır.Bir kez gerçekleştimi geri dönüşü
imkansızdır.Artık sadece anılar,fotoğraf ve anlattıkları
ile kalırlar.
Elbette kendi köyleri içinde yaşanan durum aynıdır. bir
genç kuşağın geri dönüşsüz ayrıldığında, artık geriye
kalanlar anılarıdır.Herşeyi bilmelerine rağmen
yapacakları hiç bir şey yoktur.Özlemini ayrılığını kendi
içine atarız. Bu ayrılıklar olurken yaşlılar ve gençler
yaşantısının gerek geçmişini gerek örf
adetlerini,geleneklerini ve göreneklerini
unutmaktadırlar.Geçmişteki yaşanan olayları örf ve
adetlerini, köyün ölmüş insanların yaptıkları iyilikleri
ve maceralarını dinlemek, bazı tanıdık işaretler ve eski
komşuluklarını aramaktayız.Bunu yaparkende köy
meydanlarında yaşlıların sohbetleriyle belgelemeye
çalışırız.Belgelemeye çalışırken öykünün içine girip
çıkarız ve kendimizi yaşamla yüzleşirken buluruz.
İnsanın ayrıldığında yanlız olması demektir.Ayrıldığınız
yerlerde sizlerden bir şeyler olduğunu
bilirsiniz.Ayrıldığımız yerde olmasak da yinede bizi
beklerler ama orada rahat etmekte kolay değildir.
GÖNDEREN: Mesut KAHRAMAN
DÜNYANIN EN İLGİNÇ
İŞ BAŞVURU SORUSU
Saygın bir firmada yönetim, işe girmek isteyenlere bir
soru sormuş ve soruya en uygun cevabı veren kişiyi işe
almışlar. Bu soruda doğru veya yanlış cevap diye bir şey
yok, sadece düşünce sistemi önemli imiş.
SORU ŞU:
"Karanlık yağmurlu bir gece, yağmur yağıyor, fırtına
var, gök gürlüyor ve siz sabaha karşı 02.00'de tek
başınıza ıssız bir yolda araba ile gitmektesiniz.
Arabanız iki kişilik. Biraz ilerde otobüs durağında 3
kişi bekliyor.
Birincisi bir doktor, sizi daha önce geçirdiğiniz kalp
krizinden kurtarmış.
İkinci kişi, çok yaşlı ve hasta neredeyse ölmek üzere
olan birisi.
Üçüncüsü, hayatınızın rüyası, her zaman tanışmak için
can attığınız birisi.
Hava gittikçe kötüleşiyor ve arabanızda sadece bir
kişiye yer var. Böyle bir durumda ne yapardınız?
Görüşmecilerden bazılarının cevabı şöyle olmuş:
A. Hasta adamı en yakın hastaneye götürürdüm.
B. Doktor daha önce hayatımı kurtardığına göre onu
alırdım.
C. Manen düşünürsem tabi ki hasta adamı alırdım fakat
kendi geleceğim ve hayatım için, her zaman tanışmak
istediğim, hayatımın rüyasını alırdım.
Burada doğru veya yanlış cevap diye bir şey yok sadece
her bir kişinin durumu algılayışı ve ele alışı varmış.
Bu görüşmede cevapların % 90'ı "Yaşlı adamı alırdım"
olmuş. Olmuş ama sadece bir kişiyi işe almışlar.
O kişinin cevabı acaba nasılmış?
"Arabadan inip anahtarı doktora veririm, doktor benim
hayatımı kurtardığı gibi yaşlı kişiyi de hastaneye
yetiştirip iyileştirebilir. Böylece ben de hayatımın
insanıyla otobüs durağında baş başa kalıp onu tanıma
fırsatını elde edebilirim."
Bu cevapla o kişi hemen işe alınmış.
Verilen bütün diğer cevaplarda kimse arabasını vermeyi
akıl edememiş...
BABADAN OĞLUNA NASİHAT
Bir baba evlenmek üzere olan oğluna tavsiyelerde
bulunuyormuş. "Son tavsiyemi mutfakta anlatmak
istiyorum" demiş. Mutfağı ve yemek yapmayı bilmeyen
delikanlı "Olur" demiş çekine çekine. Baba, ocağa aynı
büyüklükte üç kap koymuş, hepsini suyla doldurup üçünün
de altını yakmış. "Şimdi, istediğim her şeyden iki tane
vereceksin bana" demiş oğluna. Sırasıyla havuç, yumurta
ve kavrulmamış kahve çekirdeği istemiş... Oğlu hepsinden
ikişer tane vermiş babasına. Adam iki havucu birinci
kaba, iki yumurtayı ikinci kaba ve iki kavrulmamış kahve
çekirdeğini üçüncü kaba koymuş. Her üçünü de yirmi
dakika süreyle kaynatmış. Daha sonra kapları indirip
yemek masasına buyur etmiş oğlunu. Yemek masasında üç
tabak duruyormuş. Kaplarda kaynayan havuçları,
yumurtaları ve kahve çekirdeklerini büyük bir özenle
tabaklara yerleştirmiş. Sonra oğluna dönüp sormuş: "Ne
görüyorsun?" Oğlu düşünürken açıklamaya başlamış.
"Havuçlar haşlandıkça aslını kaybedip yumuşamış.
Yumurtalar görünüşte baştaki gibi sert duruyorlar ama
içleri katılaşmış. Kahve taneleri ise olduğu gibi
duruyor, başta neyseler sonunda da öyleler.. " Sonra
asıl tavsiyesine sıra gelmiş: "Evlilikte aşk ve şefkat
birlikte olmalıdır. Aşksız bir evlilikte her iki eş de
şu gördüğün havuçlar gibi birbirlerini tüketirler,
eskitirler, pörsütürler. Şefkatsiz bir evlilikte ise
eşler birbirlerine ne kadar tahammül etseler de, şu
gördüğün yumurtalar gibi içten içe katılaşırlar,
birbirlerinden uzaklaşırlar. Aşkın da şefkatin de olduğu
bir evlilikte ise, şartlar ne olursa olsun, eşler tıpkı
şu kahve taneleri gibi, birbirlerinin yanında kalırlar,
kendi kişiliklerini yitirmezler. Kahve tanelerinin
tekrar kaynatılmaya hazır olmaları gibi, onlar da
birbirleriyle baş başa uzun yıllar geçirmeye
isteklidirler. Oğlu aldığı bu dersten tatmin olmuşa
benziyordu. "Asıl ders bu değil!" dedi baba. Oğlunun
elinden tuttu, ocağın üzerinde bıraktığı kapların içinde
kalan suları gösterdi. "Havuçlardan ve yumurtalardan
arta kalan suya bak... İkisinde de bir tat yok " Kahve
çekirdeklerini çıkardığı kaptaki suyu yavaşça bir
fincana boşalttı. Mis gibi taze kahve kokuyordu. Fincanı
oğluna uzattı. "İçmek istersin herhalde" dedi. Oğlu
kahvesini yudumlarken konuşmasını sürdürdü. "Kahve
çekirdekleri gibi birbirlerini tüketmeyen eşlerin
paylaştığı yuva da işte böyle olur. Mis gibi, temiz ve
huzur verici. Başka herkesin fincanına koyup
yudumlayacağı taze kahve gibi... Çünkü onlar
birbirlerini harcamayarak, birbirlerine aşkla ve
şefkatle davranarak hayata kendi tatlarını, kokularını
ve renklerini katmayı başarırlar."
GÖNDEREN : Bülent GÜLER
(Ostuğun Kadir'in Oğlu)
ÖNYARGI
Uzaklarda bir köyde, kocası, çocuğu dogmadan ayrılmış
tek başına yasayan hamile bir kadın kendisine arkadaş
olması açısından dağda yaralı bulduğu bir gelinciği
evinde beslemeye baslar. Gelincik kadının yanından bir
an bile ayrılmaz. Her ne kadar evcil bir hayvan olmasa
da, oldukça uysallaşır. Birkaç ay sonra kadının çocuğu
doğar. Tek başına tüm zorluklara göğüs germek ve
yavrusuna bakmak zorundadır. Günler geçer ve kadın bir
gün birkaç dakikalığına bile olsa evden ayrılmak ve
yavrusunu evde bırakmak zorunda kalır. Gelincikle bebek
evde yalnız kalmışlardır. Aradan biraz zaman geçer ve
anne eve gelir. Gelinciği ve kanlı ağzını görür. Anne
çıldırmışçasına gelinciğe saldırır ve oracıkta öldürür
hayvani. Tam o sırada içerdeki odadan bir bebek sesi
duyulur. Anne odaya yönelir. Ve odada beşiği, beşiğin
içindeki bebeği ve bebeğin yanında duran parçalanmış bir
yılanı görür.
Einstein'in söylediği rivayet edilen bir söz var:
"İnsanlardaki önyargıyı parçalamak benim atomu
parçalamamdan daha zordur."
ÖNYARGILARIMIZI BEYNIMIZDEN SILMEK VE KALBIMIZDEN
SEVGIYI EKSIK ETMEMEK DILEGIYLE...
GÖNDEREN : Betül Baysal Topçu
Endüstri Mühendisi
MESLEK HANEM BOŞ
Ben bir ev kadınıyım. Sanıldığı gibi işim pasta börek
yiyip kabullerde vakit geçirmek değil. Ben bir krallığın
kraliçesiyim, kralın baş danışmanı , onun yokluğunda ise
ülkemin koruyucusuyum.
Bazı belgelerde meslek hanemi boş bırakırlar ya da burun
kıvırarak ev kadını yazarlar. En çok böyle zamanlarda
incinirim. Anlarım ki benim yuvam için akıttığım terin
bu belgede yeri ve anlamı yok. Oysa ben pek çok meslekte
çalışırım. Yeri geldiğinde hizmetçiyim, cam siler,
bulaşık yıkarım. Halı, duvar hepsi benim işim. Sonra
aşçılık yaparım. Kimse benden daha iyi gözleme yapamaz:
çünkü sevgimi katarım içine. Muhasebecilik yaparım, evin
geliri değilse de gideri benden sorulur. Dadılık yaparım
çocuklarıma. Düşüp dizleri kanadığında, popoları pişik
olduğunda ise hemşireleri olurum. Özel dersleri hep ben
veririm. Oğluma kalem tutmayı, yüze kadar saymayı
,renkleri ben öğrettim. Okulda çözemediği her problem
bizim için aşılması gereken bir engel oldu. Psikologluk
da gelir elimden. Akşam eve yorgun gelen eşimi, okulda
kavga eden çocuğumu dinlerim, bazen çözüm bulamam ama
onlar yine de anlattıkları için kendilerini huzurlu
hissederler. Şef garsonluğuma ise diyecek yok. Evime
gelen konukları en güzel sofralarda ağırlarım. Tüm bu
yaptıklarıma rağmen boş vakitlerimi değerlendiremediğim
için kendime çok kızarım. Diğer kitapları takip edemesem
de çocuk bakımı, psikolojisi ve yemek kitaplarını elimin
altında bulundururum. Amacım daha iyi bir ev kadını
olabilmek. Üretmeden yaşamak bana göre değil. Bazen
oğluma bir kazak örerim, bazen sehpaya bir dantel.
Diktiğim nevresimlerin içinde sevdiklerimi yatarken
görmek üretmenin en zevkli yanı benim için .Hele "Rabbim
tüm inananları korusun" diye dua edip iki satır Kur'an-ı
Kerim okudum mu değmeyin keyfime. İşte, benim meslek
hanem boş olmasına rağmen bu işlerin tümünü para
almadan, izin kullanmadan hep yaparım. Makineleri
yardımıma çağırsam da ben olmadan tek başına eşimin
gömleğini yıkayıp, ütüleyip, düğmesini dikip veremez.
Ak saçlı, ak dolaklı ninem hep söylerdi , kadınlık kolay
oldu samanlık seyran oldu diye. Hayır canım ninem. Bir
yuva kurmak, çekip çevirmek belki daha kolay olmuş
olabilir ama yine de omuzlarımdaki bu kutsal yük daima
var olacak ve ben meslek hanem boş bırakılsa da yuvam
için çalışmaya devam edeceğim...
GÖNDEREN : Şükran ARIÖZ YILMAZ
İŞE ALIMDA TUĞLA YÖNTEMİ
Bir camı açık bir odaya 100 kadar tuğlayı belli bir
şekilde dizili bırakın.
Daha sonra odaya 2 veya 3 aday gönderin ve kapıyı
kapatın.
Onları kendi hallerinde bırakın ve 6 saat sonra odaya
giderek durumu analiz edin.
Eğer tuğlaları sayıyorlarsa Muhasebe bölümüne
yerleştirin.
Eğer tuğlaları tekrardan sayıyorlarsa Denetçiler
bölümüne yerleştirin.
Eğer odanın her yanına tuğla saçmışlarsa Mühendisliğe
yerleştirin
Eğer tuğlaları garip bir düzende sıralamışlarsa Planlama
bölümüne yerleştirin
Eğer tuğlaları birbirlerine atıyorlarsa Operasyonlar
bölümüne yerleştirin
Eğer uyuyorlarsa Güvenlik bölümüne yerleştirin
Eğer tuğlaları parçalara ayırmışlarsa Bilgi
teknolojileri bölümüne yerleştirin
Eğer boş boş oturuyorlarsa İnsan kaynakları bölümüne
yerleştirin
Eğer bir çok farklı kombinasyon denediklerini
söylüyorlar
ama bir tuğlayı bile yerinden kıpırdatmamışlarsa Satış
bölümüne yerleştirin
Eğer odada değillerse Pazarlama bölümüne yerleştirin
Eğer camdan boş boş dışarı bakıyorlarsa Stratejik
planlama bölümüne yerleştirin
Ve son olarak
Eğer birbirlerine bir şeyler anlatıyorlarsa ve tek tuğla
bile yerinden oynamamışsa
Onları tebrik edin
ve
Üst yönetime yerleştirin. :)))
GÖNDEREN : Sibel ARIÖZ
AKILLI MAHKUM!
Nebraska da yaslı bir adam yaşardı. Patates ekini için
bahçeyi bellemesi gerekiyordu, lakin bu çok zor bir
işti. Tek oğlu olan David ona yardim edebilirdi fakat o
da hapisteydi. Yaslı adam oğluna bir mektup yazdi ve
muskulatini izah etti.
Sevgili David,
Patates bahçemi belleyemeyecegimden kendimi cok kötü
hissediyorum. Bahceyi kazmak için oldukça yaşlanmış
sayılırım. Burada olsan bütün derdim bitecekti.
Biliyorum ki sen bahçeyi benim için hallederdin.
Sevgiler Baban...
Bir kaç gün sonra oğlundan bir mektup aldı
Babacığım, Allah aşkına bahçeyi kazma, ben oraya
cesetleri gömmüştüm.
Sevgiler David
Ertesi gün sabaha karşı 4 de FBI ve yerel polis
çıkageldi ve tüm sahayı kazdı lakin hiç bir cesede
rastlamadılar. Yaşlı adamdan özür dileyerek gittiler.
Aynı gün yaşlı adam oğlundan bir mektup daha aldı:
Babacığım,
Simdi patatesleri ekebilirsin. Bu şartlarda
yapabileceğimin en iyisini yaptım.
Sevgiler David.
KOMİK DOLMUŞ HİKÂYELERİ
1. Eve gitmek üzere Bakırköy dolmuşu bekliyordum.
Sigaramın kalmadığı aklıma gelince önünde durduğum Tekel
bayiine girecekken minibüs geldi. Apar topar bindim.
Şoföre parayı uzatıp, 'Bir Monte Carlo'dedim! Adam
birkaç saniye yüzüme bakıp, - 'Abi bu Bakırköy'e gider'
diye cevap verdi!
İşte o an benim ve şoförün bittiği andır
2. Mükemmel bir yerde inebilir miyim? (yolcunun kafası
karışık sanırım, kendisi de dolmuştakilerle güler
söylediine) Şöför kadını indirirken:-Buyrun size layık
değil ama!
3. Yolcu musait bi yerde inmek ister ama dili sürçer; -
Musait bi yerde iner misiniz?
Şöför :- Niye sen mi kullancan?
4. Rumeli-Hisarüstü otobüsüyle taksim'e doğru gidiyoruz.
Adamın biri Besiktas dolaylarında gayet aceleci bir
tavırla - Kaptan orta kapıyı rica edebilir miyim?? Bizim
şoför olaya hakim:
- Tabi abi ayıp ettin. al götür. senden kıymetli mi ?
5. Ankara'da, cok sıcak bir gunde, dolmuştaki bir kokona
yelpazesiyle - "Şöfeer bey klimayı acar mısınız cok
sıcak olduu" demisti. Palabıyıklı şöfer amca teyzeyi bi
sure suzdukten sonra, kapıyı acıp acıp kapatmaya basladı
:)
6. Şişli-Taksim dolmuşunda, kapıyı ermeni bir teyze actı,
son derece belirgin bir ermeni aksanı ile: - Pardon
şöför bey,acaba Harbiye'den geçeyooor ? şöför şöle bi
koltuga kolunu atıp arkasını dondu ve aynen aksanı
taklit ederek - Yok uçarak gideyooor !!! (Dip not:
Sisli'den Taksim'de Harbiye'den gecmeyen bi hat yok )
7. Istanbul'dayiz ... Dolmuşabindik, dolmuş doldu, tam
kalkicak, elemanın bir açtı kapıyı, içerde tıkış tıkış
oturmuşuz, önde 3 kişi arkada 4 ... Eleman hala bir
umutsordu: - "Kaptan, yer var mi?". Şöför de arkasını
dönüp cevap verdi: -"Bilmiyorum, üst kata bi bak
bakalım"
8. Trabzon- sürmene arasında çalışan dolmuştayız.
İleride yol üstünde duran bir bayan dolmusa el kaldırdı,
elinde çantaları vardı.dolmuş şoforu zaman kazanmak için
kadının önünde durur durmaz arabadan indi ve dolmuşun
arkasına bagajı açmak için yöneldi. bu sırada kadın
dolmuşa bınmek için kapıyı açtı; -Aaa bu dolmuşun soforu
yok.. deyıp bınmeden kapıyı kapattı.
9. Pek dolu olmamasına rağmen minibüs hareket etmek
üzereydi. Tam o anda kavga ettikleri herhallerinden
belli olan iki arkadaş minibüse bindi birbirlerinin
yüzüne bile bakmıyorlardı çocuklardan biri şoföre parayı
uzattı - Abi bir öğrenci bir de hayvan alır mısın?
GÖNDEREN Okan KOÇ
KOMİK BİLMECELER
1-Türkiyenin en yorgun ilçesi neresidir.Cevap:Of
2-Türkiyenin en borçsuz ilçesi neresidir.Cevap:Ödemiş
3-Tavuklar en çok hangi ülkeyi sever.Cevap:Mısır
4-Mona lisa nerdedir.Cevap:Duvardadır
5-En büyük börek nerde yapılır.Cevap:En büyük tepside
GÖNDEREN : Gökhan AKPINAR
EĞİTİMİN ÖNEMİ
Saygı
değer hemşerilerim,
Sizlerin ne kadar yüce bir halk olduğunuzu ve
değerlerimizin ne kadar yüce olduğunu 41. yıllık gurbet
hayatımda daha iyi anladım. Kasaba halkımızın okul yazar
seviyesi çok yüksek. Burada, benim tanıdığım insanların
yüzde atmışının, siyasal, sosyal ve kültürel bakımından
yapmış oldukları sohbetler beni tatmin etmedi. Bundan
bir bucuk asır önce ünlü halk ozanı Karacaoğlan,
okumanın ne kadar değerli olduğunu bir dörtlük şiirinde
söyle beyan ediyor:
Ehlidir hüsnünü muhalif etme,
Mektebi irfandan bir kadem gitme,
Sana dört sözüm var sakin unutma,
Biri öğren, biri öğret, biri oku, bir yaz.
Saygı değer hemşerilerim,
Karacaoğlan’dan misal verdim. Birde Kırşehir’imizin
yetiştirmiş olduğu, güzide bir sairimiz Aşık Said´den
bir misal vereceğim. Merhum Aşık Said 1835 yıllında
Kırşehir’in Toklumen Köyünde doğup, ve 1910 yılında yine
Toklumen Köyünde vefat etmiştir. Merhum Asık Said,
Kayseri’de dört sene yüksek mekteplerde eğitim alan ve
almış olduğu eğitimin kendine vermiş olduğu kültürel
değerlerini 1870 yıllarında Kızılırmak şiirinde
belirtmiştir. 1950 yıllarında Türkiye’nin ilk büyük
barajı olan, Hirfanlı Barajı’nın Kızılırmak havuzuna
kurulacağını, 75 yıl önce görerek, su şiiriyle
belirtiyor:
Ders
Said çok coşma, burulun bir gün,
Akıbet ah çeken, yorulun bir gün,
Bağlarlar bendini, durulun bir gün,
Yeter kuruyası, el Kızılırmak.
Demek ki, Aşık Said 75 yıl önce, Kızılırmak’ın Baraj
olacağını bilmesini, almış olduğu eğitime borçludur.
Saygı değer hemşerilerim,
Yine
Kırşehir’in yetiştirdiği Aşık Hüseyin, 1815 ve 1820
yıllar arasında doğduğu tahmin edilen, ve 1901 yıllında
öldüğü söylenen, bir Türkmen çocuğudur. Aşık Hüseyin,
bir dörtlük şiirinde, bizim köyümüzün bir Türkmen köyü
olduğunu belirtiyor:
Coşar
Kızılırmak, kan akar suyu,
Deve ihdiranda Herikli Köyü,
Yabanlı Fakulu Çagırkan soyu,
Savcılı Karacaören Türkmen değil mi.
Ben de acizane bir hemşeriniz olarak, okumayı yazmayı
öğrenmeyi, bilim ve ilimi çok seven bir kişiyim. Müsaade
ederseniz, Yazmıi olduğum bir şiirle yazıma son
vereceğim:
Mücrüm
Yasar doğru söyle, eğri büğrü sözünü,
Yalpa vurup iki büklüm olmadan,
İyi eğit, iyi besle, av alacak tazını,
Meydanlarda rezil rüsfah olmadan.
İyi beslenmeyen, iyi eğitilmeyen bir tazının, tavşanı
yakalaması mümkün değil. İnanıyorum ki sözlerimden bir
anlam çıkartmışınızdır.
Bütün Karacaörenli hemşerilerimi, birlik ve beraberliğe
davet ediyorum ve devamını sağlamasını arzu ediyorum.
GÖNDEREN:
Yaşar DERİNYOL
Frankfurt ALMANYA
ÖZLEM
Yine bir bayram geliyor. Sensiz geçen onlarca
bayramlardan bir daha bayramlar kaç defa geldi geçti
bilmiyorum. Tam 28 senedir ama sen gelmedin,
gelmeyeceksinde. Bunu içime sindiremiyorum, dönmeni
istiyorum. Seni istiyorum, sana sarılmak seni doyasıya
öpebilmek seni içimin alacağı kadar koklamak istiyorum
babacığım. Babacığım ben 35 yaşındayım ama seni senin
sevgini istiyorum. Yaşım kaç olursa olsun, ister 50
ister 100. Baba - ana her yaşta isteniyor. Herkes
bayramda giyinip kuşanıp çocuklarını yanına alıp
gezerken benim burnumun direği sızlıyor biz bunu seninle
yapamadık babam, sevgini tadamadık, babalı büyüyemedik.
4 kardeşimin yüreği yaralı sen gittin bizi bıraktın bizi
yalnız bıraktın kimsesiz bıraktın babam çok erken
gittin. Bizim evliliğimizi torunlarını göremedin ama
yine gözün arkada kalmasın. Bizim yanımızda öyle bir ana
bıraktın ki o bizim başımızın tacı. Bizi babamız yoksa
da hiç bir şeyden mahrum etmedi. Bizi büyüttü okuttu
belli bir yerlere getirdi biz kardeşlerde birbirimize
kenetlendik ev bark çocuk sahibi olduk hepimiz iyi
yerlerdeniz. Rahatız çok şükür bir sen yoksun babam
ciğerim babam seni çok özlüyorum çok özlüyorum. Allah
kimseyi anasız babasız bırakmasın.
Tüm Kırşehir Karacaörenlilerin bayramını kutlarım.
GÖNDEREN:
Balağın Kara'nın Kızı Dönüş
HASRETİM
Hep
oraları özledim gardaş
Küçücükken ayrıldığım köyümü özledim
Baba
ocağımı özledim toprağımı özledim gardaş
Yaylasını dağını bağlarını
Baş
bağladımız günleri de özledim gardaş
Tezek toplamaya giderdik ya hani
Anamın koyduğu pendir dürümünü özledim gardaş
Koyunların sürüsünü ahırın kokusunu
Temek kesen bacıların çağırdığı
Türküleri bile özledim gardaş
Çocukken çağla badem yolduğum
Günleri bile özledim
İnan
son sürat koşarken düşüp
Çektiğim acıyı bile özledim gardaş
Çok
yaramazdık hani çok haşereydik
İşlemediğimiz suçlar bile bizi bulurdu gardaş
Bikeresinde hamit emminin armudunu yolmuşlar
Eşgalini beni vermişler gardaş
Hamit emmi durak yerinde
Dört
dolandırdı beni
Keşke oyaşta olsakta yine kovalasa beni hamit emmi
Bunları bile özledim gardaş
İzne
köye geleceğim zaman
Bir
heyecan kaplar içimi uyuyamam
Dört
yoldan köye döndüğümde yüzümü
İçim
titrer tüylerim diken diken olur gardaş
Açarım göz pınarlarımın çeşmesini
İçime akar hasretim özlemim gardaş
Ana
vatanımsın baba yurdumsun diye
Başlarım yavaş yavaş
Bir
teselli dokunur omzuma sımsıcak
Dökülür göz yaşlarım saklayamam
Akar
akar akar sel olur gardaş
Sel
olur gardaş sel olur
SALİH
ARIÖZ
İzmirden
sevgiler selamlar
DUALARIM KABUL OLDU
Her gece dua ederdim senin için.
Sadece ama sadece, Allaha emanetimdin.
İste o gecelerde, ay ile dertleşip, yıldızlar ile
ağlardım.
Bu gece ise, ürperten karanlığa rağmen, hic bir korku
yok yüreğimde.
Sen iyisin ya, o ufak tefek düsen gözyaşlarından
istisna.
Sessini duydum ya, isyan etmem bundan sonra.
Kadere inat, mutlu olmak istiyorum simdi.
Biliyorum dayım görüyordur, his ediyordur su an bizi.
Seni cok seviyorum birtanem, hasretim, özlemim,
gurbetim, hatıram, garibim, bebeğim.
Bir daha birbirimizi hiç kaybetmeyelim.
Bundan sonra ne olursun birbirimize kenetlenelim.
Dayımdan bize kalan tek hatıramızsın sen ciğerim.
Seni hiç incitip de üzer miyim?
Yoksa kanadı kirik bir güvercin gibi, ömrüm boyunca
ellimde taşır mıyım?
PAKİZEM
Hatıramsın sen benim, dayımdan kalan.
Ailemizde en çok değeri, sensin taşıyan.
Senin kaşlarına, o güzel gözlerine kurban olurum.
Sana kem gözle bakanın önüne dururum.
Lafımla ezerim, ellimle büzerim.
Her nerde olursam olayım, gelir onu kese kağıdı gibi,
bozarım.
Haaaa sende bil ki bundan sonra, arkanda gölge gibi
gezerim.
Emanetsin sen dayımdan bana, sana birsey söyleyene ve
üzene, koymam yanına.
Kız olduğuma bakma, judo hocasıyım, dağıtırım vallaha.
Sayısız erkeğe bedelim, çoban gibi seni güderim.
Sonuçta dede mesleği, bunu beceririm.
Hiç darılıp gücenme bana, bu yazdıklarım kıskandığımdan
sana.
Nasıl racon kestim ama, iste buda kapak olsun bütün
okuyanlara.
Canim su yüreklim, ben deniz tas bileklin.
GÖNDEREN:
Ablan Suzan Sıla Öztürk
Almanya / Stuttgart
|