KARACAÖREN KASABASI WEB SİTESİNE HOŞGELDİNİZ...

ANASAYFA | KASABAMIZ | DERNEĞİMİZ  | BÜYÜKLERİMİZ  |  İÇİMİZDEN BİRİ  |  ADRES DEFTERİ  | SİZDEN GELENLER  |  İLETİŞİM

HAYATIN İÇİNDEN

      SAĞLIK
      SPOR
      EĞİTİM
      KADINCA
      KÜLTÜR / SANAT
      MÜZİK
      VEKİLLERİMİZ
      EĞLENCE

FOTOĞRAFLAR

      KASABAMIZDAN
      NOSTALJİK FOTO
      ÇOCUKLARIMIZ
 


 


 


 

 

 

 

Değerli hemşerileriz;

Bu sayfamızı sizin gönderdiğiniz yazılarla oluşturuyoruz. Yayımlamasını istediğiniz yazılarınızı

karacaoren40@gmail.com adresine gönderin. En kısa zamanda yayınlayalım...

 

KARACAÖREN SÖZLÜĞÜ

Acer: Yeni
Hereni: Küçük kazan
sufa: kiler
aze: organ
alahçık: bağ evi
arıstak: tavan
ağnamak:küllükde eşeğin yuvarlanması
avulanmak: acılanmak, zehirlenmek
başangı: yaramaz
bocca: küçük testi
bıldır: geçen yıl
camadan: yelek
cıncık: züccaciye kırıkları
cücük: civciv
çerçi: köylerde hayvanlarla satiş yapan
çinik: bir tenekenin yarısı, 4 çinik bir kile
çerik: 6 çerik bir kile
urup: ölçü birimi... 1,250 gram olduğu sanılıyor.
çömçe: uzun saplı büyük takta kaşık
dene: tane
dulda: kuytu yer
dölek dur: düzgün dur, uslu dur
yanaradan git: böbrek ağrısından git
elekçi: çingene
dünyalık: sahur vakti
emmi: amca
fışkı:kuru hayvan fisliği
güdük: kısa
hatıl: hayvanların ahırda yem yediği yer
ıcıcık: azıcık
ıpılıyo: çok süratlı koşmak
ketme: bahar gelince ağıldan kazılan tezek
keşşik: sıra, nöbet
masimemek: önemsememek
nörüyon: ne yapıyorsun
okuntu: düğün nişan törenlerine çağrı
pece: pencere
peşğir: havlu
seme: aptal
seklem: tahıl dolu çuval
sızgıt: kuşbaşı şeklinde kavrulmuş et
sohu: bulgur dövelen ortası oyuk taş
sumsuk: yumruk
tezikmek: hedefsiz deli gibi koşmak
imbal: öküzlere dürtülen çivili sopa
ellaam: sanırım
haşeri, haşarı: geçimsiz, kavgacı
ayakyolu: tuvalet
cümeycesi: perşembe
kitli pazar: pazar
açık pazar: pazartesi
harman: Taneli sapın tarladan gelmiş hali
malama: taneli sapın düvenle dövülme boyutunun 1.hali
bilezik: sapın saman olma şeklinin son hali
tınaz: taneli samanın son hali
cec: tınazın savrularak buğdayın ayrılışı
kesmik: tınaz savrulduğunda saman ve
buğdaydan sonra kalan düğümlü saman
maçkalı:hastalıklı
guşane: tencere
karalleme: tahmini
şaplak: tokat
abooo: bir çeşit hayret ifadesi.
uşak: çocuk
çörten: çatı oluğu
kümbül: patates
zikke:hayvanların bağlandığı demir kazık
horanta: ev halkı, aile

hazlanmadım: hoşlanmadım, beğenmedim
marat: azarlama
ıskarpin: ayakkabı
hapesleyin: aniden, habersiz
cırnak: tırnakla çizmek, tırmalamak
dadanmak: alışmak
enemek: işaret vurmak, damgalamak
çerliyesice: midenin safra yapması, sindirim sisteminin bozulması, dilin dişin kitlenmesi gibi. sanırım.
tembah: tembih
horata : şaka
goolaşmak : dedi kodu yapmak
şakalak : güzel, şimşir
talaz : etkli rüzgar
ganare : doyumsuz
ellaam : galiba, sanırım
yırık : yırtık
ığranıyor : 1. titremek 2.rahattan kilo almak
direniyo : inatlaşıyor
tuturuk : ateş yakmak için kullanılan kuru ot
firek : domates
ilahne : lahana

Aboo= şaşma, hayret

Firik= olmamış buğday

Baldırcan= patlıcan

Firek= domates

Cayırtı= kuru gürültü

Dandik= ters, aksi

Dirliksiz= geçimsiz

Essahtan= gerçekten

Gerneşmek=esnemek

Neyitmiş= ne yapmış

Soghranmak=mırıldanmak, söylenmek.

Ossun= olsun

Usulca=yavaşca

Vanılamak=acı içinde bağırmak.

Yanaz=inatçı

Yiini=hafif

Zıllımak=caymak

Zırlamak=ağlayarak gürültü yapmak.

Zırnık= hiç birşey

Nevri dönmek= sesemlemek

Zeralam= kötü iş yapan, yaramaz.

Örselemek= eziyet etmek

Şiraze= ayar

Kolaçan= gözetleme

Mezmele= yarım bırakılan iş.

 

HAZIRLAYAN : Habip ARIÖZ


KARACAÖREN SÖZLÜĞÜ

 

Gizir : Köy bekçisi

Cızılı : Bir çeşit aşık oyunu

Küllük : Gübre ve yakıt artıklarının döküldüğü yer

Kerme : Kasnakta biçimlendirilerek kurutulan hayvan gübresinden yapılmış yakıt

Yapma : Duvara yapıştırılarak kurutulan hayvan gübresinden yakacak

Tök, çik, opban, mirre : Koyun veya koç aşık kemiğinin muhtelif yüzeyleri

Enek : Anamal, sermaye

Zırık : Erkek eşek

Güre : Aşırı cinsel arzulu, uyanmış

Büvelek : Bir çeşit büyükbaş hayvan haşaratı

Çirleme : Kayısı yağlaması

Ağdilmit : Bir çeşit üzüm

Garaandere : Beyaz üzüm

Dıranı : Uzun sert üzüm

Havt : Üzüm çiğnemeye ve şire çıkarmaya mahsus bir tür havuz

Pınara : Baca

Çelan : Duvar üstlerine veya damların kenarlarına konulan ottan siperlik

Ifırcık karanlık : Alacakaranlık

Marimse : Meğer

Badalak : Birinin başını seri şekilde tokatlamak

Küllemece : Kül atmak suretiyle şakalaşmak

Divlek : Küçük kavun

Körduman : Sis

Kümbül : Patates

Düve : Genç inek

hatıl : Hayvan yemliği

Başına çökmek : Tecavüz etmek

Kuluç kırmak : Sırt çiğnemek

Yel girmek : Kas spazmı geçirmek, kramp girmek

Canevi : Göğüs kafesi

Zevle : Öküzleri kağnıya koşmak için ağaçtan yapılmış boyundurulk altı düzenek

Gelekli : Dağınık, gayrımuntazam saçlı,

Hortuklu : Devamlı sümüğü akan,

Devrambel : Ayçiçeği,

Duluk : Çenenin kulak önüne gelen kısmı,

Yüklü : Hamile,

Kürtün : Eşek sırtında teneke, kova v.b. eşyayı taşımak için kullanılan ağaçtan yapılmış düzenek,

Yamçı : At sahiplerinin sırtlarına aldıkları keçeden yapılmış uzun giyecek,

Hırızma : At ve eşeklerin burnuna takılan bir çeşit koşum kancası,

Epelek : Kelebek,

Lik like kalkmak : Rahvan yürüyüşe geçmek, 

Kekil : Saçın alın ve yanağa dökülen kısmı,

Dişindirik : Binek hayvanları gem teçhizatının diş arasına gelecek şekilde takılan zincirli bölümü,

Süvarilik : Diz veya dirsek üstüne  koyun veya kuzu postundan yapılmış yama,

Külek : Sulanarak yumuşatılmış yufka ekmeğin katlanarak günlük kullanım için muhafaza edildiği ağaçtan yapılmış silindirik kap,

Navraksız : Çirkin, bozuk görünümlü,

Zeklenmek : Dalga geçmek,

Kunnamak : Doğurmak

Gürk olmak : Kuluçkaya yatmak

İlenmek :     Beddua etmek

Karsamba : İşe yaramayan her türlü nesne

Gücük      : Şubat

Kelengi :     Yer sincabı

Çerçi        : Eşek üstü satış yapan seyyar satıcı

Horlamak : Dışlamak, kabullenmemek

Habire : Durmadan

Gülük : Hindi

Köşker : Ayakkabı tamircisi

Pürçüklü : Havuç

Istar : Halı dokuma tezgahı

Gremse : Kolye olarak kullanılan bir çeşit takı altını

Safran : Kadın feslerine dizilen altın suyuna batırılmış yuvarlak imitasyon metaller 

Diğdirmek : Fışkırmak

Stil : Bakırdan yapılmış küçük ayran, süt veya yoğurt koymaya mahsus kap

Garnaz  : Başkasını çekemeyen, içinden pazarlıklı 

Pala : Bir tür kilim benzeri yer örtüsü

Helke : Kulpu dövme demirden yapılmış bir çeşit bakır kova

Dikolta : Bayanlara mahsus askılı bir tür iç çamaşırı

Sındı : Makas

Zırnık : Bahçe duvarlarından ve evlerdeki ilgili bölümlerden atık su bırakılmasına mahsus tahliye deliği

Cağ : Abdest almak veya banyo yapmak iiçin ev içlerine yapılmış tabanı beton bölme

Tezikmek : Ürkerek hedefsiz sağa sola koşuşmak

Tuluk : Peynir basmak veya yoğurt süzmek için kullanılan koyun veya keçi derisinden yapılmış torba

Ağız : Koyun kuzuladğında, inek buzağıladığında önden gelen  besin degeri yüksek süt

Gığı : Küçükbaş hayvan pisliği

Kösengi : Tandır veya ocağa saman veya iri saçmak için kullanılan sopa

Hayat : Avlu

Kesmik : Harmanda savrulan samanın irisi

İri         : Ahır hayvanlarının yemeyerek bıraktığı kalın saman

Seme : Aptal, geri zekalı

Dümüksüz : Gamsız, vurdumduymaz 

 

 

 İstanbuldan Ahmet ARIÖZ, Habip ARIÖZ'ün sözlüğüne ekleme göndermiş. Kendilerine teşekkür ediyoruz...


OKULA AĞIT

Kara tahtada silindi yazılar,
Perişan oldu talebe kuzular,
Gelin okulu kapatmayalım,
Habip Hoca'nın kemikleri sızılar.

Dertli dertli öter okulda kuşlar,
Yaprağını sarartmış bahçedeki ağaçlar,
Şen olun kuşlar ötmeyin dertli,
Belki okulumuz yeniden başlar..

GÖNDEREN : Cemile CAN (Cale Bacı)


AH HEMŞERİM

Ah hemşerim ah

Gözümde tütüyor köyüm,
Nereden başlasam bilmiyom
Daha köye girmeden
Bozuk yollarından
Yanmış tezek kokusu çavar burnuma,
Ne de güzel kokar,alır götürür beni
Taaa... çocukluk yıllarıma

Ah hemşerim ah


Kalbim yavru kuş misali palazlanır sevinçten
Köye girmeden bir heyecan sarar beni,
Tek bir cadde üstünde eski iki köy bakkalı
Ne de güzel kokar içi derinden mis gibi

kahve önünde dedem yaşlarında bir söğüt
Camiden çıkmışlar,yaşları ya atmışbeş ya yetmiş
Üç beş tane emmilerim laf atar ordan buradan
Ara sıra gençlere verirler derin derin öğüt

Ah hemşerim ah

Biçerler girmiş ekinlere
Her taraf sap saman talaz
Karınca misali çalışıyor reşber köylüm
Onlarca işin ardından tek başına gelir
Benim köylüm

Güneşten yanmış hepsinin eli,yüzü,
Çoluk, çocuk,yaşlısı
Avuçları çatlak,hepsi iş düşünür
Akşama gelecek sığır
Daha pişecek bulgur pilavı, tarana çorbası
Koşturur durur benim köylüm

Ah hemşerim ah

Çocukken üzerinde büyüdüğüm sokağım
Tanınmaz olmuş ottan,saptan,bakımsızlıktan
Az mı misket oynadım
Hele aşşık atıp da üterdim
Ne kadar da sevinirdim
Ne olmuşsun öyle
küsme bana,tutamadım bak göz yaşlarımı
geldim işte hadi sevinsene


cebimden çıkardım ip örmeli anahtarı
kapı da açılmaz kızar direnir bana
üzerine yazılmış kırmızı,mavi siyah
farklı farklı kapı numaraları
hepside zor okunuyo
bakımsızlıktan,tozdan,kirden
belli ki artık silinmiş hatıraları
anlatır bana bensiz sıcak yazları,kara geçen kışları

ah hemşerim ah

avludan geçtim girdim erkek odasına
tavanı saptan üzeri örtülü hasır

ölmüş örümcek,böcek, sinek
buz gibi suyunu içtiğim
desti hala duruyo yerinde
süpürge ile faraşım musandarada
dargın dargın bakar bana

ah hemşerim ah

her yer,her şey yaşlanmış
eski dadı duzu yok
her kes küs belli
duramam buralarda
nereye baksam bir anım
tutamadım kendimi ağladı gözyaşlarım


harmanyerlerinde öbek öbek buğdaylar serilmiş
mercimek,nohut,arpa da yanlarında
üzüm bağlarına alaca düşmüş bekler eylülü
hemen yanı mezarlık
eski topraklar yattığı yerde izler
biteni olanı

ebem,dedem,ismini çıkaramadığım onlarca mezar
ruhlarını okudum kulfü,elham
sorarlar bana ;
bayramlarda arife günü niye hiç uğramadın
cevap veremedim ,
ne deseler haklıdırlar
onlarca yıl uğramamışım
bu gün uğramışım neye yarar.

Nede çabuk akşam oluverdi
Daha yeni başladıydım köyümü dolaşmaya
Kurbalar ben yürüdükçe sağa sola zıplar,kaçar
Hava kararıyo artık danalar yollarda
Mö mö diye evlerinin yolunu arar
Kimi çok otlanmış belli
Yüz yıllık pınarın havutunda
Bağrını sular.

Ah hemşerim ah


Bende yanaştım o yaşlı pınara
Kana kana içtim suyundan
Sanki bir daha kavuşamayacakmış gibi sarıldım
Kırılmış,yazısı silinmiş
Mermerden Y.S.E.1959 yazılı
duvarına

ah hemşerim ah

iki gün kalacam köyümde
saniye saniye,dakika dakika
dolu dolu yaşamak istiyorum 48 saati
hiç uyumak istemiyor canım
akşam yemeğini dezemlerde yeyip
köy kahvesinde yüzbir oynuycam gençlerle
domino oynuycam beş altı dereceli
çerçevesi kırık,camı çatlak gözlüklü emmilerimle

ah hemşerim ah

saat olmuş gecenin ikisi
cır cır böcekleriyle kurbaların melodisi
nede hoş gelir kulağıma
sezen aksu,yıldız tilbe,Tarkan da kim ola
mis gibi kokar iğde dalları
açmış çiçeklerini,
bi de dikeni olmasa


ah hemşerim ah


köyümün tek caddesi
kiminin patlak yanmaz sokak lambası
ses çıkararak aydınlatır yolları
gençler laf atarak volta atmakta
kiminin elinde bira şişesi kağıda sarılı dolaşmakta
başımı şöyle bi derin nefes alıp kaldırdım havaya
gökte meğer neçok yıldız varmış
hiç görmediydim bu kadarını
ne ankarada ne de istanbulda

ah hemşerim ah


küsmedim neşedim,kahrettim sana
ne de güzeldir bozkırımın yanık türküleri,bozlakları
bi düğün olsada gençlerle bayrak kaldırsak ,
yeşilim yeşilim diye
köyü köçekle bi dolaşsak
abidin çalsa biz oynasak
gece gayın gitsek damada eziyet etsek
gelin ağlatan çalsa zurnacı bi dinlesek
konvoy olup dolaşsak köyü arabalarla
sür kızıldereye,ağcalıya,seyfeye,yayla bağa
yolları tozu dumana katsak.

GÖNDEREN: Cem GÜLER

                     (Ostuğun Kadir'in oğlu)


TURNAM

Kıskanıyorum turnaları
Takmış ardına yavrularını
Ard'arda; dizi dizi
Kimbilir görmeye gidiyorlardır,
Biricik sevgililerini
Kanadım kırık allı turnam
Gelemem ardınızdan
N'olur; al şu yüregimi de götür
At aşağı, geçerken bizim oralardan

ÇOK DEĞİL

Çok değil
Daha birkac yıl evvel
Çocukların attığı
Ve hatta
Attırmaya özendirdiğim
Kartopunu
Kumral Saçlarımdan
Aşağı iterdim.

Çok değil
Daha birkaç yıl evvel
Isırdığımda elmayı
Dişlerimde eritirdim.
Alıp ellerine dişlerini
Yıkayanlara gülerdim.

Çok değil
Daha birkaç yıl evvel
Yan yatırıp saçlarımı
Geçip karşılarına
Çaktırmadan caka satardım.
Yakalayıp bir kaçamak bakışlarını
Koyardım yüreğimin bir köşesine
Yürek dersen, yeterdi yüzlercesine

GÖNDEREN: Raşit DUMAN


FIKRALAR

1.Bizim Kari
Mahkeme´de hakim Temel´e sormus:
-Kiminle evlisin?
-Bizum kariylan
-Hakim sinirlenmis;
-E, herhalde. Sen hic erkekle evleneni duydun mu?
-Duydum tabi, nasil duymadum!
-Kim mis?

-Bizum kari...

2.Sempatik
Temel Cemal'e anlatıyormuş:
- Bi herif bana çok sempatiksiniz dedi.
- O ne demektir?
- Pek de pilmeyrum ama, her ihtimale karsi furdum oni.

3.Uymasin
Cemal ile Temel askerde beraber nöbet tutarlarken, komutanları bir bakmış
Cemalin elinde bir mektup, okuyor.
- N'apıyorsunuz, demiş.
Temel:
- Sevculumden mektup celdi. Okuma yazma pilmem, Cemal okuyo pağa.
- Peki Cemal'in kulaklarındaki pamuk ne?
Temel:
- Mektubu tuymasin diye....


4.Bakis
Temel otobüse binmiş. Sormuşlar,
- Ne yaptın, pilet aldın mi?
- Piletci sankim pilet almamuşum gibi paga manali manali paktu.
- Peki sen ne yaptın?
- Pen de sankim pilet almişum gibi ona manali manali paktum.

GÖNDEREN : Muhammet KARTAL

(Sakine KAHRAMAN'ın kızı Ayten'in oğlu)


SOĞUK ESPRİLER

Elektrik sandalyesinde oturan idam mahkumu ne demis?
Cok korkuyorum elimi tutar misin ???

Arkadaslar telefonlar dinleniyormus...
Iyi iyi dinlensinler zaten çok yorulmuslardi...


Saatin çalisiyo mu?
Evet
Benimkine de is bulsana...

SOBADAKİ HİKMET

Fizikçi, matematikçi, kimyacı, jeolog ve antropologdan oluşan bir heyet bir araştırma için arazide bulunmaktadır. Birden yağmur bastırır. Hemen yakındaki bir arazi evine sığınırlar. Ev sahibi bunlara bir şeyler ikram etmek için biraz ayrılır. Hepsinin dikkati soba üzerinde toplanır. Soba yerden 1 m. kadar yukarda, altındaki dizili taşların üzerindedir. Sobanın niçin böyle kurulmuş olabileceğine dair bir tartışma başlar. Kimyacı, "adam sobayı yükselterek aktivasyon enerjisini düşürmüş, böylece daha kolay yakmayı amaçlamış"; fizikçi, "adam sobayı yükselterek konveksiyon yoluyla odanın daha kısa sürede ısınmasını sağlamak istemiş"; jeolog, "burası tektonik hareketlilik bölgesi olduğundan herhangi bir deprem anında sobanin taşların üzerine yıkılmasını sağlayarak yangin olasılığını azaltmayı amaçlamış"; matematikçi, "sobayı odanın geometrik merkezine kurmuş, böylece de odanın düzgün bir şekilde ısınmasını sağlamış"; antropolog, "adam ilkel topluluklarda görülen ateşe tapmanın daha hafif biçimi olan ateşe saygı nedeniyle sobayı yukarıya kurmuş". Bu sırada ev sahibi içeri girer ve ona sobanın yukarda olmasının nedenini sorarlar., Adam cevap verir: - "Boru yetmedi."

GÖNDEREN : Cem DENİZ


 

BİR SEVDADIR

 

İsmini duysam duygularım alt üst olur.

İn’den Yayla’ya kadar.

Seni düşünür, seni konuşurum.

Ben sana sevdalı, sana asığım.

Kurumuş topraklara düsen su gibi.

Yeşile doymamış ormanlar.

Sözlerimin bütünleştiği duygulu sözlerle.

Ben sana sevdalı, sana asığım.

Gecenin seher vaktine dönüştüğü gibi.

Yağmurun ilk yağısı.

Sabahın temiz hali.

Ben sana sevdalı, sana asığım.

İnadına, inadına kahrolsun diyorum.

Gurbetin acı yüzü.

Doymadım, doyurmadılar. 

Ben sana sevdalı, sana asığım.

Bu bir sevdadır dostlar.

 Manyak ve delicesine.

Kınamayın çok görmeyin.

Seni seviyorum Ağandagından, Kızılağıla.

 

GÖNDEREN:

Ahmet Öztürk Almanya / Esslingen´den

 


BENİM ARZUM

Karacaören’den çıkalı 18 yıl oldu.
Anamın, civan delikanlı kardeşimin gözlerine topraklar doldu.
Ne oldu?
Yeşil Karacaören sana ne oldu????
Güzel köyümüzün üstüne kara bulutlar kondu.
Bir gün bitecek. Her şey yeniden ayni güzellikleri ile sürecek.
Bütün köylülerimiz köye dönecek.
Köyün yiğit deli kanlıları kahkaha ile köye dolacak.
Olur mu arkadaşlar olur mu???
Yoksa bunlar bende hep arzu ile kalır mı???

GÖNDEREN

Salih Akıncı´nın kızı

Güldane Öztürk /Almanya

Mutlu kalın


SAYAMADIM GİTTİ

Bu hasretliğin bağrımı ok gibi deldi.
Yüreğimde yangın var, gözlerim nemli.
Moral düzgün değil, sinir gerildi.
Kaç saat, kaç gün geçti, saymadım gitti...
 
Kara gurbet kanımı emdikçe emdi.
Gurbete savaştım, o beni yendi.
Nihayet esir etti gurbet, kendine beni.
Kaç hafta kaç ay geçti, saymadım gitti...
 
Çürüttün beni-ömrümü, yordun beni. 

Sanki tanımaz oldum kendi kendimi.
Yokluk, yoksunluktur bunun nedeni.
Kaç yıl, kaç sene gecti, saymadım gitti...
 
Ağlayan su gözlerim artik güllerdi?
Ölmeyen su hasretlik artik bilmem biter mi?
Herkesin derdi var, kim dinler seni!
Kaç mevsim, kaç bayram gecti, saymadım gitti...
 
 
GÖNDEREN:

Almanya Esslingen´den

Ahmet ÖZTÜRK  


17 YILLIK HASRETİME


Kardeşimin emanetisin sen bana yaralı ceylanım.
Küstün mü bana, beni dinlemeden - anlamadan?
Önyargılı suratını astın mı bana?
Ben hiç umudumu kesmedim, ürkek güvercinim.
Sana hiç bir zaman küsmedim, dağ çiçeğim.
Sen Bülentimin kuzusu, senden gecermiyim.
Hep hayalimdir, senin kokunu acaba bir gün cekermiyim.
Biliyorum o gün gelecek, beni anlarsın.
Insaallah o gün umarım, geç kalmassin.
Senin geldiğin gün bayramım olur.
Bütün özlemim - hasretim, Narçiçeğim, son bulur


GÖNDEREN
Halan Güldane Öztürk
Almanyadan/Stuttgart


 



 

 

 



 



 

 


 


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BİLEMEDİM KIYMETİNİ KARAC’ÖRENİM...

 Belleyip budadığım arkaç bağlarım

Oralarda geçti benim gençlik çağlarım

Şimdi viran oldu evim barkım, ona ağlarım

Bilemedim kıymetini, yanarım, yanarım

 

Babam yokluğa rağmen kimselere satmamış

Şükürler olsun, eserleri ölmemiş

Dört kardeşinden hiçbirisi kalmamış

Bilemedim kıymetini babam sağ iken

 

Karac’ören deyince içim yanıyor

Ağırdır hasreti, yaram durmaz kanıyor

Gözüm gönlüm gece-gündüz oraları geziyor

Bilemedim kıymetini köyümün

 

Köyden şehre başladı hücum

Yetmiş yılında benim de taşındı göçüm

Hasretiyle yanarım, göçmem  benim suçum

Bilemedim kıymetini köyümün

 

Kaya bağlarında keklik ötmüyor

İmar etsem gayri gücüm yetmiyor

Her yer viran olmuş, derdi bitmiyor

Bilemedim kıymetini, onu özlerim

 

Kayanın Burnu’nda şahman buğdayı

Güneyin Burnu’nda uzun tarlayı

Gönül ister Uluyol’da, Tokdemir’de olmayı

Bilemedim kıymetini, ona yanarım

 

Kıymetli topraklar babamdan kalma

Kızılağıl – Şabanlı yolu unuttu sanma

Satmaya kalkıp da aman günahkar olma

Bilemedim kıymetini köyümün

 

Ateşim söndü, duman tütmüyor

Viran olmuş evim, bahçem bitmiyor

Çocuklarım tarlaları tek tek bilmiyor

Bilemedim, bildiremedim kıymetini köyümün

 

Harman zamanı harman dökemem

Harmanda yatıp arkadaşlarla sohbet edemem

Ölüm harici ben köyüme göçemem

Bilemedim kıymetini köyümün

 

Bağları bozulmuş, omcaları sökülmüş

Her yerini çakır dikeni bürümüş

“Baba asarıydı, bakalım” diyeni kalmamış

Bilemedim kıymetini bağlarım sizin

 

Tarlalara orak, tırpan, mimzer giremez

İmeceyle mercimek işlemek geri gelmez

O tatlı, perişan çiftçilik arasan da bulunmaz

Bilemedim kıymetini yokla geçen günlerimin

 

Tandırlar, havutlar yok olmuş, pekmez kaynamaz

Kazanlar, leğenler kalay tutmaz

Suyu buz tutan testiler boççalar yapılmaz

Bilemedim kıymetini yoğurtlu pekmezin

 

Ahırların doluydu içi inek, danayla

Süt satılmazdı eşe dosta parayla

Çölmekler dolardı inek, koyun yağıyla

Bilemedim kıymetini sağlıklı günlerin

 

Hasan der ki: En güzeli bizim köyümüz

Uzakta olsak da nüfusunda kaydımız

Kepire olacak son yolculuğumuz

Bilemedim kıymetini canım Karac’örenim

 

 

HASAN ÇALIŞKAN

 


AYRILIK

Ayrılık, aşılması güç bir uzaklık demektir.Onarılması güç bir yaradır.Bir kez gerçekleştimi geri dönüşü imkansızdır.Artık sadece anılar,fotoğraf ve anlattıkları ile kalırlar.

Elbette kendi köyleri içinde yaşanan durum aynıdır. bir genç kuşağın geri dönüşsüz ayrıldığında, artık geriye kalanlar anılarıdır.Herşeyi bilmelerine rağmen yapacakları hiç bir şey yoktur.Özlemini ayrılığını kendi içine atarız. Bu ayrılıklar olurken yaşlılar ve gençler yaşantısının gerek geçmişini gerek örf adetlerini,geleneklerini ve göreneklerini unutmaktadırlar.Geçmişteki yaşanan olayları örf ve adetlerini, köyün ölmüş insanların yaptıkları iyilikleri ve maceralarını dinlemek, bazı tanıdık işaretler ve eski komşuluklarını aramaktayız.Bunu yaparkende köy meydanlarında yaşlıların sohbetleriyle belgelemeye çalışırız.Belgelemeye çalışırken öykünün içine girip çıkarız ve kendimizi yaşamla yüzleşirken buluruz.

İnsanın ayrıldığında yanlız olması demektir.Ayrıldığınız yerlerde sizlerden bir şeyler olduğunu bilirsiniz.Ayrıldığımız yerde olmasak da yinede bizi beklerler ama orada rahat etmekte kolay değildir.

GÖNDEREN: Mesut KAHRAMAN


DÜNYANIN EN İLGİNÇ

İŞ BAŞVURU SORUSU

Saygın bir firmada yönetim, işe girmek isteyenlere bir soru sormuş ve soruya en uygun cevabı veren kişiyi işe almışlar. Bu soruda doğru veya yanlış cevap diye bir şey yok, sadece düşünce sistemi önemli imiş.

SORU ŞU:

"Karanlık yağmurlu bir gece, yağmur yağıyor, fırtına var, gök gürlüyor ve siz sabaha karşı 02.00'de tek başınıza ıssız bir yolda araba ile gitmektesiniz. Arabanız iki kişilik. Biraz ilerde otobüs durağında 3 kişi bekliyor.

Birincisi bir doktor, sizi daha önce geçirdiğiniz kalp krizinden kurtarmış.

İkinci kişi, çok yaşlı ve hasta neredeyse ölmek üzere olan birisi.

Üçüncüsü, hayatınızın rüyası, her zaman tanışmak için can attığınız birisi.

Hava gittikçe kötüleşiyor ve arabanızda sadece bir kişiye yer var. Böyle bir durumda ne yapardınız?


Görüşmecilerden bazılarının cevabı şöyle olmuş:

A. Hasta adamı en yakın hastaneye götürürdüm.

B. Doktor daha önce hayatımı kurtardığına göre onu alırdım.

C. Manen düşünürsem tabi ki hasta adamı alırdım fakat kendi geleceğim ve hayatım için, her zaman tanışmak istediğim, hayatımın rüyasını alırdım.

Burada doğru veya yanlış cevap diye bir şey yok sadece her bir kişinin durumu algılayışı ve ele alışı varmış.

Bu görüşmede cevapların % 90'ı "Yaşlı adamı alırdım" olmuş. Olmuş ama sadece bir kişiyi işe almışlar.

O kişinin cevabı acaba nasılmış?

"Arabadan inip anahtarı doktora veririm, doktor benim hayatımı kurtardığı gibi yaşlı kişiyi de hastaneye yetiştirip iyileştirebilir. Böylece ben de hayatımın insanıyla otobüs durağında baş başa kalıp onu tanıma fırsatını elde edebilirim."

Bu cevapla o kişi hemen işe alınmış.

Verilen bütün diğer cevaplarda kimse arabasını vermeyi akıl edememiş...


BABADAN OĞLUNA NASİHAT

Bir baba evlenmek üzere olan oğluna tavsiyelerde bulunuyormuş. "Son tavsiyemi mutfakta anlatmak istiyorum" demiş. Mutfağı ve yemek yapmayı bilmeyen delikanlı "Olur" demiş çekine çekine. Baba, ocağa aynı büyüklükte üç kap koymuş, hepsini suyla doldurup üçünün de altını yakmış. "Şimdi, istediğim her şeyden iki tane vereceksin bana" demiş oğluna. Sırasıyla havuç, yumurta ve kavrulmamış kahve çekirdeği istemiş... Oğlu hepsinden ikişer tane vermiş babasına. Adam iki havucu birinci kaba, iki yumurtayı ikinci kaba ve iki kavrulmamış kahve çekirdeğini üçüncü kaba koymuş. Her üçünü de yirmi dakika süreyle kaynatmış. Daha sonra kapları indirip yemek masasına buyur etmiş oğlunu. Yemek masasında üç tabak duruyormuş. Kaplarda kaynayan havuçları, yumurtaları ve kahve çekirdeklerini büyük bir özenle tabaklara yerleştirmiş. Sonra oğluna dönüp sormuş: "Ne görüyorsun?" Oğlu düşünürken açıklamaya başlamış. "Havuçlar haşlandıkça aslını kaybedip yumuşamış. Yumurtalar görünüşte baştaki gibi sert duruyorlar ama içleri katılaşmış. Kahve taneleri ise olduğu gibi duruyor, başta neyseler sonunda da öyleler.. " Sonra asıl tavsiyesine sıra gelmiş: "Evlilikte aşk ve şefkat birlikte olmalıdır. Aşksız bir evlilikte her iki eş de şu gördüğün havuçlar gibi birbirlerini tüketirler, eskitirler, pörsütürler. Şefkatsiz bir evlilikte ise eşler birbirlerine ne kadar tahammül etseler de, şu gördüğün yumurtalar gibi içten içe katılaşırlar, birbirlerinden uzaklaşırlar. Aşkın da şefkatin de olduğu bir evlilikte ise, şartlar ne olursa olsun, eşler tıpkı şu kahve taneleri gibi, birbirlerinin yanında kalırlar, kendi kişiliklerini yitirmezler. Kahve tanelerinin tekrar kaynatılmaya hazır olmaları gibi, onlar da birbirleriyle baş başa uzun yıllar geçirmeye isteklidirler. Oğlu aldığı bu dersten tatmin olmuşa benziyordu. "Asıl ders bu değil!" dedi baba. Oğlunun elinden tuttu, ocağın üzerinde bıraktığı kapların içinde kalan suları gösterdi. "Havuçlardan ve yumurtalardan arta kalan suya bak... İkisinde de bir tat yok " Kahve çekirdeklerini çıkardığı kaptaki suyu yavaşça bir fincana boşalttı. Mis gibi taze kahve kokuyordu. Fincanı oğluna uzattı. "İçmek istersin herhalde" dedi. Oğlu kahvesini yudumlarken konuşmasını sürdürdü. "Kahve çekirdekleri gibi birbirlerini tüketmeyen eşlerin paylaştığı yuva da işte böyle olur. Mis gibi, temiz ve huzur verici. Başka herkesin fincanına koyup yudumlayacağı taze kahve gibi... Çünkü onlar birbirlerini harcamayarak, birbirlerine aşkla ve şefkatle davranarak hayata kendi tatlarını, kokularını ve renklerini katmayı başarırlar."

GÖNDEREN : Bülent GÜLER
                     (Ostuğun Kadir'in Oğlu)


ÖNYARGI

Uzaklarda bir köyde, kocası, çocuğu dogmadan ayrılmış tek başına yasayan hamile bir kadın kendisine arkadaş olması açısından dağda yaralı bulduğu bir gelinciği evinde beslemeye baslar. Gelincik kadının yanından bir an bile ayrılmaz. Her ne kadar evcil bir hayvan olmasa da, oldukça uysallaşır. Birkaç ay sonra kadının çocuğu doğar. Tek başına tüm zorluklara göğüs germek ve yavrusuna bakmak zorundadır. Günler geçer ve kadın bir gün birkaç dakikalığına bile olsa evden ayrılmak ve yavrusunu evde bırakmak zorunda kalır. Gelincikle bebek evde yalnız kalmışlardır. Aradan biraz zaman geçer ve anne eve gelir. Gelinciği ve kanlı ağzını görür. Anne çıldırmışçasına gelinciğe saldırır ve oracıkta öldürür hayvani. Tam o sırada içerdeki odadan bir bebek sesi duyulur. Anne odaya yönelir. Ve odada beşiği, beşiğin içindeki bebeği ve bebeğin yanında duran parçalanmış bir yılanı görür.

Einstein'in söylediği rivayet edilen bir söz var:

"İnsanlardaki önyargıyı parçalamak benim atomu parçalamamdan daha zordur."

ÖNYARGILARIMIZI BEYNIMIZDEN SILMEK VE KALBIMIZDEN SEVGIYI EKSIK ETMEMEK DILEGIYLE...

GÖNDEREN : Betül Baysal Topçu
                      Endüstri Mühendisi


MESLEK HANEM BOŞ

Ben bir ev kadınıyım. Sanıldığı gibi işim pasta börek yiyip kabullerde vakit geçirmek değil. Ben bir krallığın kraliçesiyim, kralın baş danışmanı , onun yokluğunda ise ülkemin koruyucusuyum.

Bazı belgelerde meslek hanemi boş bırakırlar ya da burun kıvırarak ev kadını yazarlar. En çok böyle zamanlarda incinirim. Anlarım ki benim yuvam için akıttığım terin bu belgede yeri ve anlamı yok. Oysa ben pek çok meslekte çalışırım. Yeri geldiğinde hizmetçiyim, cam siler, bulaşık yıkarım. Halı, duvar hepsi benim işim. Sonra aşçılık yaparım. Kimse benden daha iyi gözleme yapamaz: çünkü sevgimi katarım içine. Muhasebecilik yaparım, evin geliri değilse de gideri benden sorulur. Dadılık yaparım çocuklarıma. Düşüp dizleri kanadığında, popoları pişik olduğunda ise hemşireleri olurum. Özel dersleri hep ben veririm. Oğluma kalem tutmayı, yüze kadar saymayı ,renkleri ben öğrettim. Okulda çözemediği her problem bizim için aşılması gereken bir engel oldu. Psikologluk da gelir elimden. Akşam eve yorgun gelen eşimi, okulda kavga eden çocuğumu dinlerim, bazen çözüm bulamam ama onlar yine de anlattıkları için kendilerini huzurlu hissederler. Şef garsonluğuma ise diyecek yok. Evime gelen konukları en güzel sofralarda ağırlarım. Tüm bu yaptıklarıma rağmen boş vakitlerimi değerlendiremediğim için kendime çok kızarım. Diğer kitapları takip edemesem de çocuk bakımı, psikolojisi ve yemek kitaplarını elimin altında bulundururum. Amacım daha iyi bir ev kadını olabilmek. Üretmeden yaşamak bana göre değil. Bazen oğluma bir kazak örerim, bazen sehpaya bir dantel. Diktiğim nevresimlerin içinde sevdiklerimi yatarken görmek üretmenin en zevkli yanı benim için .Hele "Rabbim tüm inananları korusun" diye dua edip iki satır Kur'an-ı Kerim okudum mu değmeyin keyfime. İşte, benim meslek hanem boş olmasına rağmen bu işlerin tümünü para almadan, izin kullanmadan hep yaparım. Makineleri yardımıma çağırsam da ben olmadan tek başına eşimin gömleğini yıkayıp, ütüleyip, düğmesini dikip veremez.

Ak saçlı, ak dolaklı ninem hep söylerdi , kadınlık kolay oldu samanlık seyran oldu diye. Hayır canım ninem. Bir yuva kurmak, çekip çevirmek belki daha kolay olmuş olabilir ama yine de omuzlarımdaki bu kutsal yük daima var olacak ve ben meslek hanem boş bırakılsa da yuvam için çalışmaya devam edeceğim...

GÖNDEREN : Şükran ARIÖZ YILMAZ


İŞE ALIMDA TUĞLA YÖNTEMİ

Bir camı açık bir odaya 100 kadar tuğlayı belli bir şekilde dizili bırakın.
Daha sonra odaya 2 veya 3 aday gönderin ve kapıyı kapatın.
Onları kendi hallerinde bırakın ve 6 saat sonra odaya giderek durumu analiz edin.

Eğer tuğlaları sayıyorlarsa Muhasebe bölümüne yerleştirin.
Eğer tuğlaları tekrardan sayıyorlarsa Denetçiler bölümüne yerleştirin.
Eğer odanın her yanına tuğla saçmışlarsa Mühendisliğe yerleştirin
Eğer tuğlaları garip bir düzende sıralamışlarsa Planlama bölümüne yerleştirin
Eğer tuğlaları birbirlerine atıyorlarsa Operasyonlar
bölümüne yerleştirin
Eğer uyuyorlarsa Güvenlik bölümüne yerleştirin
Eğer tuğlaları parçalara ayırmışlarsa Bilgi teknolojileri bölümüne yerleştirin
Eğer boş boş oturuyorlarsa İnsan kaynakları bölümüne
yerleştirin
Eğer bir çok farklı kombinasyon denediklerini söylüyorlar
ama bir tuğlayı bile yerinden kıpırdatmamışlarsa Satış bölümüne yerleştirin
Eğer odada değillerse Pazarlama bölümüne yerleştirin
Eğer camdan boş boş dışarı bakıyorlarsa Stratejik planlama bölümüne yerleştirin
Ve son olarak
Eğer birbirlerine bir şeyler anlatıyorlarsa ve tek tuğla bile yerinden oynamamışsa
Onları tebrik edin
ve
Üst yönetime yerleştirin. :)))
 

GÖNDEREN : Sibel ARIÖZ


AKILLI MAHKUM!

Nebraska da yaslı bir adam yaşardı. Patates ekini için bahçeyi bellemesi gerekiyordu, lakin bu çok zor bir işti. Tek oğlu olan David ona yardim edebilirdi fakat o da hapisteydi. Yaslı adam oğluna bir mektup yazdi ve muskulatini izah etti.

Sevgili David,
Patates bahçemi belleyemeyecegimden kendimi cok kötü hissediyorum. Bahceyi kazmak için oldukça yaşlanmış sayılırım. Burada olsan bütün derdim bitecekti. Biliyorum ki sen bahçeyi benim için hallederdin.
Sevgiler Baban...

Bir kaç gün sonra oğlundan bir mektup aldı

Babacığım, Allah aşkına bahçeyi kazma, ben oraya cesetleri gömmüştüm.
Sevgiler David

Ertesi gün sabaha karşı 4 de FBI ve yerel polis çıkageldi ve tüm sahayı kazdı lakin hiç bir cesede rastlamadılar. Yaşlı adamdan özür dileyerek gittiler.

Aynı gün yaşlı adam oğlundan bir mektup daha aldı:

Babacığım,
Simdi patatesleri ekebilirsin. Bu şartlarda
yapabileceğimin en iyisini yaptım.
 

Sevgiler David.

 

KOMİK DOLMUŞ HİKÂYELERİ

1. Eve gitmek üzere Bakırköy dolmuşu bekliyordum. Sigaramın kalmadığı aklıma gelince önünde durduğum Tekel bayiine girecekken minibüs geldi. Apar topar bindim. Şoföre parayı uzatıp, 'Bir Monte Carlo'dedim! Adam birkaç saniye yüzüme bakıp, - 'Abi bu Bakırköy'e gider' diye cevap verdi!
İşte o an benim ve şoförün bittiği andır

2. Mükemmel bir yerde inebilir miyim? (yolcunun kafası karışık sanırım, kendisi de dolmuştakilerle güler söylediine) Şöför kadını indirirken:-Buyrun size layık değil ama!

3. Yolcu musait bi yerde inmek ister ama dili sürçer; - Musait bi yerde iner misiniz?
Şöför :- Niye sen mi kullancan?

4. Rumeli-Hisarüstü otobüsüyle taksim'e doğru gidiyoruz. Adamın biri Besiktas dolaylarında gayet aceleci bir tavırla - Kaptan orta kapıyı rica edebilir miyim?? Bizim şoför olaya hakim:
- Tabi abi ayıp ettin. al götür. senden kıymetli mi ?

5. Ankara'da, cok sıcak bir gunde, dolmuştaki bir kokona yelpazesiyle - "Şöfeer bey klimayı acar mısınız cok sıcak olduu" demisti. Palabıyıklı şöfer amca teyzeyi bi sure suzdukten sonra, kapıyı acıp acıp kapatmaya basladı :)

6. Şişli-Taksim dolmuşunda, kapıyı ermeni bir teyze actı, son derece belirgin bir ermeni aksanı ile: - Pardon şöför bey,acaba Harbiye'den geçeyooor ? şöför şöle bi koltuga kolunu atıp arkasını dondu ve aynen aksanı taklit ederek - Yok uçarak gideyooor !!! (Dip not: Sisli'den Taksim'de Harbiye'den gecmeyen bi hat yok )

7. Istanbul'dayiz ... Dolmuşabindik, dolmuş doldu, tam kalkicak, elemanın bir açtı kapıyı, içerde tıkış tıkış oturmuşuz, önde 3 kişi arkada 4 ... Eleman hala bir umutsordu: - "Kaptan, yer var mi?". Şöför de arkasını dönüp cevap verdi: -"Bilmiyorum, üst kata bi bak bakalım"

8. Trabzon- sürmene arasında çalışan dolmuştayız. İleride yol üstünde duran bir bayan dolmusa el kaldırdı, elinde çantaları vardı.dolmuş şoforu zaman kazanmak için kadının önünde durur durmaz arabadan indi ve dolmuşun arkasına bagajı açmak için yöneldi. bu sırada kadın dolmuşa bınmek için kapıyı açtı; -Aaa bu dolmuşun soforu yok.. deyıp bınmeden kapıyı kapattı.

9. Pek dolu olmamasına rağmen minibüs hareket etmek üzereydi. Tam o anda kavga ettikleri herhallerinden belli olan iki arkadaş minibüse bindi birbirlerinin yüzüne bile bakmıyorlardı çocuklardan biri şoföre parayı uzattı - Abi bir öğrenci bir de hayvan alır mısın?

GÖNDEREN Okan KOÇ


KOMİK BİLMECELER

1-Türkiyenin en yorgun ilçesi neresidir.Cevap:Of
2-Türkiyenin en borçsuz ilçesi neresidir.Cevap:Ödemiş
3-Tavuklar en çok hangi ülkeyi sever.Cevap:Mısır
4-Mona lisa nerdedir.Cevap:Duvardadır
5-En büyük börek nerde yapılır.Cevap:En büyük tepside

GÖNDEREN : Gökhan AKPINAR


EĞİTİMİN ÖNEMİ

 Saygı değer hemşerilerim, 

Sizlerin ne kadar yüce bir halk olduğunuzu ve değerlerimizin ne kadar yüce olduğunu 41. yıllık gurbet hayatımda daha iyi anladım. Kasaba halkımızın okul yazar seviyesi çok yüksek. Burada, benim tanıdığım insanların yüzde atmışının, siyasal, sosyal ve kültürel bakımından yapmış oldukları sohbetler beni tatmin etmedi. Bundan bir bucuk asır önce ünlü halk ozanı Karacaoğlan, okumanın ne kadar değerli olduğunu bir dörtlük şiirinde söyle beyan ediyor:

 

Ehlidir hüsnünü muhalif etme,

Mektebi irfandan bir kadem gitme,

Sana dört sözüm var sakin unutma,

Biri öğren, biri öğret, biri oku, bir yaz.

 

Saygı değer hemşerilerim,

 

Karacaoğlan’dan misal verdim. Birde  Kırşehir’imizin yetiştirmiş olduğu, güzide bir sairimiz Aşık Said´den bir misal vereceğim. Merhum Aşık Said 1835 yıllında Kırşehir’in Toklumen Köyünde doğup, ve 1910 yılında yine Toklumen Köyünde vefat etmiştir. Merhum Asık Said, Kayseri’de dört sene yüksek mekteplerde eğitim alan ve almış olduğu eğitimin kendine vermiş olduğu kültürel değerlerini 1870 yıllarında Kızılırmak şiirinde belirtmiştir. 1950 yıllarında Türkiye’nin ilk büyük barajı olan, Hirfanlı Barajı’nın Kızılırmak havuzuna kurulacağını, 75 yıl önce görerek, su şiiriyle belirtiyor:

 Ders Said  çok coşma, burulun bir gün,

Akıbet ah çeken, yorulun bir gün,

Bağlarlar bendini, durulun bir gün,

Yeter kuruyası, el Kızılırmak.

Demek ki, Aşık Said 75 yıl önce, Kızılırmak’ın Baraj olacağını bilmesini, almış olduğu eğitime borçludur.

Saygı değer hemşerilerim,

  Yine Kırşehir’in yetiştirdiği Aşık Hüseyin, 1815 ve 1820 yıllar arasında doğduğu tahmin edilen, ve 1901 yıllında öldüğü söylenen, bir Türkmen çocuğudur. Aşık Hüseyin, bir dörtlük şiirinde, bizim köyümüzün bir Türkmen köyü olduğunu belirtiyor:

 Coşar Kızılırmak, kan akar suyu,

Deve ihdiranda Herikli Köyü,

Yabanlı Fakulu Çagırkan soyu,

Savcılı Karacaören Türkmen değil mi.  

Ben de acizane bir hemşeriniz olarak, okumayı yazmayı öğrenmeyi, bilim ve ilimi çok seven bir kişiyim. Müsaade ederseniz,  Yazmıi olduğum bir şiirle yazıma son vereceğim:

 Mücrüm Yasar doğru söyle, eğri büğrü sözünü,

Yalpa vurup iki büklüm olmadan,

İyi eğit, iyi besle, av alacak tazını,

Meydanlarda rezil rüsfah olmadan.

İyi beslenmeyen, iyi eğitilmeyen bir tazının, tavşanı yakalaması mümkün değil. İnanıyorum ki sözlerimden bir anlam çıkartmışınızdır.

Bütün Karacaörenli hemşerilerimi, birlik ve beraberliğe davet ediyorum ve devamını sağlamasını arzu ediyorum.

 

GÖNDEREN:

Yaşar DERİNYOL

Frankfurt ALMANYA


ÖZLEM

Yine bir bayram geliyor. Sensiz geçen onlarca bayramlardan bir daha bayramlar kaç defa geldi geçti bilmiyorum. Tam 28 senedir ama sen gelmedin, gelmeyeceksinde. Bunu içime sindiremiyorum, dönmeni istiyorum. Seni istiyorum, sana sarılmak seni doyasıya öpebilmek seni içimin alacağı kadar koklamak istiyorum babacığım. Babacığım ben 35 yaşındayım ama seni senin sevgini istiyorum. Yaşım kaç olursa olsun, ister 50 ister 100. Baba - ana her yaşta isteniyor. Herkes bayramda giyinip kuşanıp çocuklarını yanına alıp gezerken benim burnumun direği sızlıyor biz bunu seninle yapamadık babam, sevgini tadamadık, babalı büyüyemedik. 4 kardeşimin yüreği yaralı sen gittin bizi bıraktın bizi yalnız bıraktın kimsesiz bıraktın babam çok erken gittin. Bizim evliliğimizi torunlarını göremedin ama yine gözün arkada kalmasın. Bizim yanımızda öyle bir ana bıraktın ki o bizim başımızın tacı. Bizi babamız yoksa da hiç bir şeyden mahrum etmedi. Bizi büyüttü okuttu belli bir yerlere getirdi biz kardeşlerde birbirimize kenetlendik ev bark çocuk sahibi olduk hepimiz iyi yerlerdeniz. Rahatız çok şükür bir sen yoksun babam ciğerim babam seni çok özlüyorum çok özlüyorum. Allah kimseyi anasız babasız bırakmasın.

Tüm Kırşehir Karacaörenlilerin bayramını kutlarım.

GÖNDEREN:

Balağın Kara'nın Kızı Dönüş


HASRETİM

 

Hep oraları özledim gardaş

Küçücükken ayrıldığım köyümü özledim

Baba ocağımı özledim toprağımı özledim gardaş

Yaylasını dağını bağlarını

Baş bağladımız günleri de özledim gardaş

Tezek toplamaya giderdik ya hani

Anamın koyduğu pendir dürümünü özledim gardaş

Koyunların sürüsünü ahırın kokusunu

Temek kesen bacıların çağırdığı

Türküleri bile özledim gardaş

Çocukken çağla badem yolduğum

Günleri bile özledim

İnan son sürat koşarken düşüp

Çektiğim acıyı bile özledim gardaş

Çok yaramazdık hani çok haşereydik

İşlemediğimiz suçlar bile bizi bulurdu gardaş

Bikeresinde hamit emminin armudunu yolmuşlar

Eşgalini beni vermişler gardaş

Hamit emmi durak yerinde

Dört dolandırdı beni

Keşke oyaşta olsakta yine kovalasa beni hamit emmi

Bunları bile özledim gardaş

İzne köye geleceğim zaman

Bir heyecan kaplar içimi uyuyamam

Dört yoldan köye döndüğümde yüzümü

İçim titrer tüylerim diken diken olur gardaş

Açarım göz pınarlarımın çeşmesini

İçime akar hasretim özlemim gardaş

Ana vatanımsın baba yurdumsun diye

Başlarım yavaş yavaş

Bir teselli dokunur omzuma sımsıcak

Dökülür göz yaşlarım saklayamam

Akar akar akar sel olur gardaş

Sel olur gardaş sel olur

                                                    

                                                 SALİH  ARIÖZ

                                                                                               

                                            İzmirden sevgiler selamlar

 


DUALARIM KABUL OLDU

Her gece dua ederdim senin için.
Sadece ama sadece, Allaha emanetimdin.

İste o gecelerde, ay ile dertleşip, yıldızlar ile ağlardım.
Bu gece ise, ürperten karanlığa rağmen, hic bir korku yok yüreğimde.

Sen iyisin ya, o ufak tefek düsen gözyaşlarından istisna.
Sessini duydum ya, isyan etmem bundan sonra.

Kadere inat, mutlu olmak istiyorum simdi.
Biliyorum dayım görüyordur, his ediyordur su an bizi.

Seni cok seviyorum birtanem, hasretim, özlemim, gurbetim, hatıram, garibim, bebeğim.
Bir daha birbirimizi hiç kaybetmeyelim.

Bundan sonra ne olursun birbirimize kenetlenelim.
Dayımdan bize kalan tek hatıramızsın sen ciğerim.

Seni hiç incitip de üzer miyim?
Yoksa kanadı kirik bir güvercin gibi, ömrüm boyunca ellimde taşır mıyım?


 

PAKİZEM

Hatıramsın sen benim, dayımdan kalan.
Ailemizde en çok değeri, sensin taşıyan.
Senin kaşlarına, o güzel gözlerine kurban olurum.
Sana kem gözle bakanın önüne dururum.
Lafımla ezerim, ellimle büzerim.
Her nerde olursam olayım, gelir onu kese kağıdı gibi, bozarım.
Haaaa sende bil ki bundan sonra, arkanda gölge gibi gezerim.
Emanetsin sen dayımdan bana, sana birsey söyleyene ve üzene, koymam yanına.
Kız olduğuma bakma, judo hocasıyım, dağıtırım vallaha.
Sayısız erkeğe bedelim, çoban gibi seni güderim.
Sonuçta dede mesleği, bunu beceririm.
Hiç darılıp gücenme bana, bu yazdıklarım kıskandığımdan sana.
Nasıl racon kestim ama, iste buda kapak olsun bütün okuyanlara.
Canim su yüreklim, ben deniz tas bileklin.
 

GÖNDEREN:
Ablan Suzan Sıla Öztürk
Almanya / Stuttgart